SİVEREK SANCAĞI VE VİLAYETİ

SİVEREK SANCAĞI VE  VİLAYETİ

            II. Meşrutiyet Dönemi ile birlikte Siverek?in idari yapısında tekrar değişiklik yapılmış ve Siverek bağımsız bir sancak statüsü kazanmıştır. (1908) Cumhuriyetin ilanıyla birlikte oluşturulan idari taksimatta Vilayet statüsüne kavuşturulan Siverek 1926 yılına kadar bu statüsünü korumuştur.


            Siverek'in ilçe yapılmasına sebep olarak Viranşehirden başka ilçesinin kalmamış olması ve Viranşehirin de Urfaya bağlanması aynı zamanda il merkezinin (Siverek) vilayet olabilecek bir yapıda görülmemesi, Çermik ilçesi ile aralarında kışın ulaşım zorlukları yaşandığı dolayısıyla ilçe statüsüne düşürüldüğü anlaşılmaktadır. Genel olarak diğer vilâyetlerin ekonomik sebeplerden dolayı ilçe statüsüne dönüştürüldüğü belirtilmektedir .
1926 yılında ilçe haline getirilen vilâyetler şunlardır: Siverek, Ergani, Ardahan, Muş, Üsküdar, Beyoğlu, Çatalca, Gelibolu, Genç, Kozan ve Dersim (Tunceli). Bu tarihte yapılan değişklik görüşmelerinde Siverek'in ilçe yapılması teklifinin de bulunduğu "Teşkilatı Mülkiye Kanunu'nun oylamasında Siverek Millet vekillerinden Halil Fahri Gürmen evet oyu vermiş, diğer Siverek Millet vekilleri Kadri Ahmet ve Mahmut Odabaşı ise oylamaya katılmamıştır. Böylece Siverek Osmanlı Devletinin hakimiyetine geçtiği 1517 tarihinden bu yana  Sancak merkezi, Mutasarrıflık, kaza merkezi, Vilayet gibi önemli idari yapılanmalardan sonra 1926 yılından itibaren ilçe statüsüne alınmıştır.  
Siverek Mülki Amirleri (1518 - 2003)

MİLADİ    MÜLKİ AMİR
1518      Şefkat Bey   Sancak Beyi
1518     Sancak Beyi Mir Muzaffer oğlu

1527     Ümerayı İzamdan Mir Seyyid Bey

1803- ?    Hüseyin Reşit Bey

1852    Boynu Eğri Hüseyin Paşa

1853    Faik Salih Bey

1855    Asakiri Muvazafa Sergerdesi Cafer Bey
1855    Pazarcık Eski Müdürü Mehmet Efendi
1855    Malatya Müdürü Mehmet Hidayet Efendi
1860    Mehmet Sadık
1862    Derviş Ağa*
1869-1871    Mirül Ümera Behram Paşa

1871-1872    Binbaşı Cevri  Efendi

1872-1873    Halil Efendi

1873-1874    Said Galib Efendi

1875    Deli Abbas

1874-1875    Emin Efendi

1876    Emin Bey

1879    Osman Bey

1883-1884    Arif Efendi

1884-1885    Mustafa Sezai Efendi (Vekili)

1890-1891    Mehmet Nazif Efendi

1894-1895    Mehmet Nazif Efendi

1896    Halis Efendi
1898-1899    Ali Haydar Efendi

1899-1900    Hacı Mehmed Efendi (Vekili)

1900-1901    Cemil Efendi (Vekil)

1901-1902    Şükrü Efendi

1903-    Arif Bey (Vekil)

1903-1904    Kemal Bey (Gedelek)

1905    İbrahim Hakkı Efendi

MİLADİ    MÜLKİ AMİR
1908    Mutasarrıf Macit Bey

1909    Mutasarrıf Cemal Azmi Bey

1910    Mutasarrıf Şevket Bey (Pirlepe eski kaymakamı)
1920    Mutasarrıf Ali Rıza Bey

1923-1924    Vali Mehmet Hilmi Tukyu Bey

1925    Vali Sabri Bey

1927    Mahmut Selahattin Bey

1933    Haşim İşcan

?    Muammer Kösebay

?    Avni Molu

1955-1957    Hikmet Gülsen

1957    Şükrü Tuncel

1957-1958    Hasan Lüleci

1959-1960    Adnan Kızıldağlı

1960-1963    Hüseyin Aydemir

1963-1964    A.Fuat Çapan

1964-1966    Ali Rıza Yaradanakul

1966-1968    Mustafa Gedik

1968-1970    Semih Sansoy

1970-1971     Ünal Özgödek

1971-1972    Arif Akbulut

1972-1973    Muhsin Akar

1973-1977    Sabri Arıkan
1978    Hasan Kır
1979-1980    Tahsin Çiftcioğlu
1980-1981    Ahmet Özyurt  (Kadir Metin J.Yzb.  Vekil)

1981-    Oktay Güner (T. Binbaşı)

1981-1983    Mehmet Özden

1984-1985    Yakup Matlaş

1986-1988    Dağıstan Kılıçaslan

1988-1989    Ali Çağlar

1989-1990    Hüseyin Doğan

1990-1992    Kenan Örten

1992-1993    Mahmut Kılıçdoğan

1993-1995    Celalettin Yüksel

1995-1998    Abdülkadir Karataş

1998-2000    Cüneyt Orhan Toprak

2000- ...      İbrahim Hayrullah Sun



SİVEREK KAYMAKAMLARI



1924 YILI DEVLET SALNAMESİ


S İ V E R E K  V İ L A Y E T İ
                                 
      
          Vilayetin vaziyet ve ahvali umumiyesi. -Varidatı umumiye ve hususiyesi.- mektebler, cem'iyetler, şirketler ve fabrikaları, - ihracatı, - nüfusu umumiyesi memurların sıfatı,me'muriyetleriyle isimleri.   

          Vilayetin vaziyet ve ahvali umumiyesi

          Siverek vilayeti, Viranşehir kazasıyle merkeze aid Karakeçi, Karacadağ, Bucak nahiyelerini havi beş yüz seksen köyden ve bir çok göçebe aşairden ibarettir.Vilayetin umumi mesahe-i sathiyyesi 13,500 kilometre murabba'ı yani 6.000.000.dönümdür.Bunun sülusanı nisbetinde ormanlık ve mütabakisi taşlık olup, kabili ziraat kısmı bir milyon dönümdür.

         Siverek vilayeti bir ziraat memleketidir. Arazisinin münbit ve mahsuldarlığı sayesinde istihsalatı ziraiyesi ihtiyacatı mahaliyeye kafi geliyor. senevi 340.000 kilo pirinç 6.000.000 kilo mikdar buğday 900.000 kilo arpa haric sevkiyatta bulunmaktadır.

         Vilayetin varidatı umumiyesi 191.185 lira, varidatı hususiyesi 85.000 adet liradır.Vilayetin dahilinde şirket olmayıp yalınız Viranşehir kazasında bir un fabrikası vardır. Merkez vilayetde bir kız ve iki erkek ilk mektebiyle bir iptidai leyli köy mektebi ve merkeze aid muhtelif köylerde dört aded ilk erkek mekteb mevcud olub, bunlara müdavim talebe mikdarı ellisi kız ve dört yüzü erkek olmak üzere çem'en  dört yüz ellidir.Viranşehir kazasında birer ilk erkek ve kız mektebi ve bu mekteblere müdavim altmış talebe vardır.

          Vilayette Cumhuriyet Halk Fırkası,Hilalı Ahmer, himaye'i etfal ve teyyare cem'iyyetlerinin bir şu'besi ile yalınız bir ticaret odası vardır.  Vilayetin mıntıkası dahilinde bu sene zarfında 128 aded mutenevi cürüm vuku bulmuşdur. Vilayetin umumi nüfusu mukayyedesi 65.000 dır.                           
                                  


          Münteşir Gazete Ve Mecmualar
 
          İrfan Gazetesi: Haftalık olarak siyasi mahiyetde Siverek'de intişar eden İrfan ğazetesi ilk def'a olarak 22 nisan 339 tarihinde şapiroğrafla ve 3 Şubat 341 tarihinden itibarende tab makinesiyle tab ve intişare başlamıştır. Pazarertesi günleri neşir olunur. Sahibi imtiyazı Siverek'li Mehmet Siret efendidir. Hey'eti muhaririyesi paşazade Fikri, Kekeizade Mustafa Vasfi, Acemzade Fikret beglerdir. Kendi matbaası mevcud olub adedi tab'ı üç yüzdür.

          Altın Işık Mecmuası: Onbeş günde bir ilmi ve edebi mahiyetde neşir edilmektedir 341 senesi nisanında te'sis ve intişare başlamışdır. Sahibi imtiyazı ve müessisleri Mehmet Siret, Acemzade Mahmud Fikret efendilerdir. Müstekil ser muherriri yokdur. Hey'eti tehririyesi Mustafa ve Fikri beglerdir. Adedi tab'ı beş yüzdür. Kendi matbaası yokdur.   
         


TÜRKİYE CUMHURİYETİ
SİVEREK VİLAYETİ


Esami    
   Me?muriyeti        
  Esami    
 Me?muriyeti
Muharrem Nüzhet Beg    Sıhhıye Müdürü Muhasebe-yi         Sabri Beg    Vali
Abdullatif Beg    hususiye müdürü        Ali nuri Beg    Muhasebeci
Muharrem Beg    Tapu Müdürü        Ahmet Hamdi beg    Tahrirat Müdürü
Mehmet Emin Beg    Belediye Reisi        Ali Asım       Efendi    Müftü
Viranşehir Kazası            Jeraldin Beg    Mahkemei asliye Reisi
İbrahim Hakkı Beg    Kaymakam        Arif Hikmet Beg    Cinayet Müddei umumi vekili
Mahmut Nedim beg    Mal müdürü        Abdulcelil Beg    Mahkeme-i asliye azası
Zülfikar Beg    Hakim        İsmail Hakkı Beg    Mahkeme-i asliye azası
Salih Zihni Beg    Hakim Muavini        Arif Hikmet Beg    Mahkeme-i Aza
Şevket Beg    Müdde-i umumi        Abdullah Vehbi Beg    Mülazımı Mahkeme-i Aza
Hamdi Beg    Mustentek        Eyyüp Sabri Beg    Mülazımı Mahkeme-i Aza Mülazımı
            Eyyüp Sabri Beg    Müstentek
            Binbaşı Cemil Beg    Jandarma Kumandanı

                                                 
            1923-1924 Yıllarına ait T.C. Devlet Salnamesi
 

            Türközü İlkokulu (Vahap Alhas arşivi) 1937

CELALİ  İSYANLARI VE SİVEREK


           Osmanlılar XVI. yy'lın  ilk yarısında sayıları az olduğu için herhangi bir sebeple köyünden ayrılan insanları ülkenin değişik bölgelerinde kolaylıkla istihdam edilebilmişlerdi.

           Yerlerinden ayrılan bu insanlar genellikle "garip yiğitler" adıyla  seferlere götürülüyorlardı. Giderek bunların sayıları arttı ve sancak beyleri ile beylerbeylerinin kapı halkını oluşturmaya başladılar. İşsiz kalan bu kişiler, tımarlarını kapıkullarına kaptıran sipahiler, bazı konar-göçer taifeler, ağır vergi yükünden kaçarak köyünden kopan ve çift bozan denilen köylüler, nihayet iş bulamayan medrese mezunları zamanla karınlarını eşkiyalık yapmak suretiyle doyurmaya başladılar. Bu hadiseler 1519?da Tokat yöresinde başlayan ve aralıklarla XVII.yy?lın ikinci yarısına kadar devam eden Celali isyanlarının temelini oluşturur ki, bu isyanlar Osmanlı toplumunu büyük ölçüde etkilemiştir.

            1600'lü yıllara gelindiğinde Osmanlı Devleti?nde eşkiyalık ciddi bir iç mesele haline gelmişti. Başıboş köylüler, asi suhteler (medrese öğrencileri), resmi maiyetlerin başına buyruk mensupları ile muhalif, ya da itaatsiz askerler eşkiyalığı sürekli besleyen başlıca kaynaklardı. 

            Özetle, XVI. yüzyılın ortalarından başlamak üzere Osmanlı Devleti?nin  merkezi otoritesi sarsılmaya, Anadolu?nun muhtelif yerlerinde isyanların görülmeye başlanmasıyla köyler boşalmış, "kaçgün'ler (yerlerini terk edenler) Anadolu'nun demografisini temelinden sarsıntıya uğratmışlardır. Anadolu'da iktisadi, sosyal ve siyasi hayatı olumsuz etkileyen bu durum Siverek'te de etkisini göstermiştir.

             Merkezde meydana gelen bir iki münferit asayişsizlik olayına mukabil, çevresinde baş gösteren Celali isyanları Siverek'in yakılıp yıkılması ve  halkının başka yerlere göç etmesi ile neticelenmiştir. Siverek çevresinde meydana gelerek bölgeyi olumsuz etkileyen  bu isyanlardan ilki, 1578 yılında Rakka ve Urfa bölgesinde, eski sancak beyi Abdurrahman'ın çıkardığı ayaklanmadır. Ayaklanmanın Siverek'te de etkili olduğu görülmektedir. Devlet, bölgedeki Türkmen aşiretlerince de desteklenen bu ayaklanmayı güçlükle bastırabilmiştir.  
              Yukarıda izah edilmeye çalışılan sebepler ve Avusturya seferleri dolayısıyla Anadolu bir süredir valilerden yoksun kaldığından her yerde "celaliler" ortaya çıkmıştı. "Bunların en belalılarından biri de 1599 yılında ortaya çıkan  Kara Yazıcı Abdulhalim isyanıdır. Karayazıcı Abdulhalim adındaki eşkıya, başına beş on bin kadar haşarat toplayıp Urfa bölgesini yakıp yıkmakta idi. Habeşistan Beylerbeyliğinden azl edilen Hasan paşa'nın kendisine katılması ile bölgeyi yakıp yıkan Kara Yazıcı isyanı Vezir Sinan Paşa oğlu Mehmet tarafından bastırılmıştır."

              Siverek'te Şammar Olayları

              İsyan başarı ile bastırılsa da  bölgenin harap olması ve halk üzerindeki olumsuz tesirleri engellenememiştir.Yine geç döneme ait olmakla beraber,  benzer bir hadise Şemmer (Şamar) Hadisesi'dir ki, olay şöyle cereyan etmiştir:
"Bağdat'ın yukarı taraflarına yani Halep, Urfa ve Diyarbakır, Musul arasındaki Mezopotamya denilen bölgeyi zapt ederek etraf ve havalisini tahrip ederek eşkiyalık alanı olarak seçmiş olan Şemmer aşiretireisi ve Şeyh-ül Meşayihi Abdülkerim, kendisine bağlı bulunan kabile ve aşiretlerin çokluğu ve cesaretinden mağrur olarak ve biraz da devlet tarafından lüzumundan fazla gösterilen iltifatlardan şımararak etrafındaki bölgeleri hükmü altına almak hayaline düşmüş bir adamdı.      

              Şeyh Abdülkerim kabile ve aşiretlerden süvari ve merduf (yaya) olarak 30.000'den ziyade haşaratdan mürekkep bir topluluk ile harekete geçerek önce Urfa ve Siverek ve Mardin ve Musul etrafındaki bir hayli köyü yağma ve tahriple, erkek ve kadın ahalisinden bir çok kişiyi katledip öldürdükten sonra temmuz ayında güya Cengiz Han gibi Bağdat üzerine yürümüştür.?

               Siverek'te Meydana Gelen Birkaç Olay

               Siverek çevresinde meydana gelen bu eşkıyalık hareketlerinin yarattığı huzursuzluğa Siverek içerisindeki asayişsizlik de eklenince Anadolu'daki pek çok yerleşim yerinde mevcut iç çalkantılardan Siverek'te nasibini almıştır.

              Mühimme Defterleri kayıtlarına göre bu döneme ait üç farklı asayişsizlik olayına rastlanmaktadır.  

             1 nolu belgenin orijinali

             1- Siverek kadısının Dersaadete (İstanbul) gönderdiği mektupta, Siverek Sancak Bey'inin adamları ve Subaşılarının  her yerde zulm ile bazı kimseleri rencide ettikleri, şikayet vukuunda ise mahkemeyi basarak insanları yaraladıkları, suçluların kaçmalarına göz yumdukları belirtil-mektedir. Dersaadet de bu mektuba cevaben bu hususun tespiti ve suçluların cezalandırılması için Amid Sancağı kadısını görevlendirmiştir.

            2- Yine Siverek kadısının müracaatından anlaşıldığına göre Ekrad taifesinden bir kısım kimseler ?hatunuma veya kızıma sataştı bahanesiyle insanları öldürüp mallarını yakıp yıktıklarını, bu sebeple yılda kırk-elli kişinin öldürüldüğünü, bunun engellenmesi için Siverek Beyi'ne adam katledenlerin hakkında şer'i kurallara göre hüküm verilerek fesada meydan verilmemesi hakkında ferman gönderilmiştir.

           3 nolu belgenin orijinali    

    
            3- Siverek Bey'ine ve Kadısına, Eminler ile Tımar ve Zeamet sahiplerinin halka zulm ettiklerinden şikayet sebebi oldukları, bunlar kanuna uymaya çağrıldıklarında itaat etmedikleri anlaşılmaktadır. Halkın şikayetçi olduğu durumun tespiti, bunlar hakkında şeraite (kanun) göre muamele ifası ve itaat etmeyenlerin bildirilmesi hususunda ferman gönderilmiştir.
Merkezi idarenin bu şekilde bütün tedbirlerine, yerel yargı makamlarınında gerekli şikayet ve yazışmaları uygulamalarına rağmen o dönemde sükunet tamamıyla sağlanamamıştır. Bütün bu eşkıyalık ve yağma hareketleri neticesinde, bölgede meydana gelen huzur ve güven eksikliği, insanların yerlerini yurtlarını terk etmeleri neticesini getirmiştir. Yine "Mühimme defterlerinden anlaşıldığına göre Siverek reayası Halep, Urfa, Antep ve Çermik?e canlarını kurtarmak üzere kaçıp yerleşmişlerdir." 


OSMANLI TOPRAK SİSTEMİNDE SİVEREK

             Osmanlı hükümeti savaşlarda elde edilen ve Beyt'ül mal'e (hazineye) devredilen toprakları ganimet olarak hak sahiplerine ve orduya, fayda ve gelir getirecek şekilde belirli şartlarla vermekteydi. Osmanlı toprak sisteminde buna "tımar" denmektedir. Kavram olarak devlete ait bir mülkün bir bedel karşılığında kiralanması, yani  mülkiyetin geçici devri anlamında kullanılan bir tabirdir. 

              Osmanlılar eyaletlerin iktisadi açıdan kendi kendisine yetmesi için topraklarını eyalet sistemine göre taksim etmişlerdir. Bu sistemde her eyalet devletin savunması için gerekli olan ve gelirine göre hissesine düşen askeri de yetiştirmekle görevlidir. Bu amaçla "Tımar've "Zeamet' sistemi kurulmuştur. Kurulan bu Tımar ve Zeametler, sancakları-nahiyeleri meydana getiren birimlerdi. 

             Osmanlı toprak sistemi şöyle işlemekteydi; Bir beldenin fethini müteakip arazi ve nüfus yazımı yapılarak (tahrir) her kazanın hazine geliri, nüfusu, kaç haneden ibaret olduğu ve kullanılmayan terkedilmiş arazi tespit ve kayd edildikten sonra, diğer arazi has, tımar ve zeamet olarak ayrılmakta idi.
Tımar; Savaşta hazır bulunacak "sipahi" yani silahlı suvari nefer için ayrılan toprak,

            Zeamet; Silahlı süvari zabite ve  sipahilere verilen en büyük tımar. Zaim, komutan, lider anlamına geldiğinden zeamet sahipleri o yörenin en itibarlı ve sözü geçen kişileri olarak zeamet sahibi ünvanı ile anılırlardı.  
Has; Hükümdar ve Ümera  hanedanına ayrılan toprak ve arazi  demektir.

            1618'de Diyarbekir'e tabi Berriyecik Sancağının Sancak Bey'i Akkoyunlu Tur Ali Bey'in babası Ebubekir Bey'in Siverek'te tasarruf sahibi olduğu bilinmektedir. Tasarrufunun cinsi ve miktarı konusunda net bir bilgiye ulaşmak mümkün olmasa da kaynakta "Siverek'e tasarruf eden bir bey" ibaresiyle kullanılması, Ebubekir Bey'in büyük Zeamet sahiplerinden olduğu fikrini güçlendirmektedir.  

             1518 yılında Siverek'te kayıtlı iki zeametten biri Diyarbakır Beylerbeyi Mehmet Paşanın hizmetinde olan Mehmet Kethuda diğeri ise Bayındır Boyuna tabi Yakuphan bin Elvent Bey üzerine kaydedilmiştir. 1523'te ise 6 zeamet kaydedilmiş, bunlar Pir Budak, Mehmet Kethuda, Mustafa, Hasan biraderi Bali Bey, Latif bey adlarına kayıtlıdır.

            Sancak merkezi tımarlarından, tesbit edebildiğimiz kadarıyla ikisi Diyarbakır Beylerbeyi Bıyıklı Mehmet Paşanın, 6'sı Muzaffer Beyin, 5 tanesi Elvent Beyin,                 1 tanesi de Sancak Beyi Şefkat Beyin hizmetinde bulunmaktadır .

           Tımar sahibinin görevi, ilk üç bin akçe karşılığı arazi için, kendisinin savaş sırasında bizzat bulunmasıdır. Bundan başka elinde bulunan tımarın bu miktardan fazla olması halinde her üç bin akçe için beraberinde bir süvari nefer getirmesi gerekir. Has ve zeamet sahiplerinin de kendilerini hesaba katmaksızın her beş bin akçe için silahlı bir süvari neferi beraber getirmeleri gerekmektedir. İşte devlete ait arazinin bu şekilde taksimi zamanla orduya iki yüz bin süvari temin etmiştir.  

           1530 tarihli Muhasebe Defteri kayıtlarına göre Siverek kazasında Zeamet sahibi sayısı 6, Tımar sahibi ise 68 olarak belirtilmektedir. Siverek  kazasına bağlı köylerle birlikte toplam olarak verilen Zeamet ve tımar sahipleri sayısı ise 197'si köylerde ve 82'si mezralarda olmak üzere toplam 279 olarak belirtilmektedir. Bunlardan alınan toplam tımar vergisi ise 664.118 akçe olarak kaydedilmiştir

           Tımar ve zeamet sayılarının zaman içerisinde değişiklikler gösterdiği bilinmektedir. Evliya Çelebi'nin XVII. Yüzyılda yazdığı seyahatnamesinde  Siverek'te mevcut tımarlarla alakalı bilgilerden bunu anlamak mümkündür. Seyahatnameye göre bu dönemde Siverek'te 123 tımar ve 4 zeamet arazisi bulunmaktadır.

          Timar sahipleri seferlere bizzat katılmaya mecbur oldukları gibi, tımarların gelirine göre asker götürmek ve beslemek mecburiyetinde idiler. Tımarlar bazen tımar sahibinin elinden alınabilirdi. Sefere mazeretsiz gitmeyenlerin Tımarları zaptı (tımar sahibinin elinden alınması) olunurdu. Meşru mazereti olanlara bir şey denilmezdi.

          İlçemizin en eski ailelerinden "Fettahlı  Ailesi'nin elinde bulunan ve  bu aile mensupları adına yazılmış Osmanlı Berât'larından olan bir belgede, Osmanlı toprak sistemi ve bu sistemin Siverek?te uygulanışı ile ilgili önemli bilgiler mevcuttur.

           Hicri 1144 tarihli olan bu belgede özetle ;
      
          "Siverek ve Samsat bölgesinde Malikane  mutasarrıfı Diyarbakır Alay Beyi Abdü'l-Fettahzade Mehmet'in  1000 nefer tımar askeri ile seferde, yine babası Diyarbakır Alay Beyi Abdülfettah?ın tımar erbabı ile birlikte Bağdat Muhafızı Vezir Ahmet Paşa'nın yanında sefere hareket için hazır olduğu anlaşılmaktadır.

            Yine aynı belgede özetle; Abdülfettahzade Mehmet hakkında vuku bulan, reaya'ya zulm ettiğine dair şikayet üzerine mutasarrıfı olduğu mukatanın kendisinden alınarak daha önceki mutasarrıfı (belgede Seyit Gazi Bey adında birisi olarak belirtilmektedir) ile şikayetçi Büziği (Baziki aşireti)  aşiretinden Ali Bey ve Ebubekir?e  2500 guruş muaccel kira bedeliyle verildiği anlaşılmıştır. No.8/14

           Belgede; Sonradan yapılan tahkikat sonucu Fettahlıların işlettiği topraklar, yapılan şikayetin asılsız olduğu anlaşılınca kendilerine geri verildiği belirtilmektedir.

           Yine Fettahlılara ait Hicri 1151 tarihli başka bir belgede  özetle
        
           Siverek Sancağı dahilinde Üsve nahiyesinin Urgur karyesinde 2000 akçelik tımara sahip  Hüseyin'in, Alay beyi Mustafa'nın da arzı ve yine erbab-ı timardan başka bir Hüseyin'in ihbarı ile Sefer-i Hümayun'a katılmadığı sabit olduğundan  sahip olduğu tımarın kendisinden alınmasına dair bir ferman gönderilmiştir.

            Devlet için lüzumlu olan askerin mühim kısmının tımar sistemi ile temin edildiği bilinmektedir. Fettahlı Ailesine ait yukarıdaki belgede bu durum açık bir şekilde görülmektedir. Bundan başka Siverek'ten çeşitli seferlere asker gönderildiğini belgeleyen farklı kaynaklarımız da mevcuttur. Bunlardan birisi de 966/968-1558-1560 tarihli ve 3 numaralı "Mühimme"  defterinde geçen aşağıdaki belgedir. Bu konuda Diyarbakır Beylerbeyliğine gönderilen bir fermanda da benzer durum görülmektedir.

            "Diyarbakır Beylerbeyine,

            Arap eşkıyanın Basra'ya yeniden saldırma ihtimali üzerine, bunu defetmek için Van, Ergani ve Siverek'ten Basra'ya gönderilmesi emrolunan asker ile kürekçi, zahire, toprak, demir, tel, kalay vs. hakkında gönderdiği mektubun alındığı; bundan sonra da aynı şekilde kendisine emrolunan hizmetlerin yerine getirilmesinde gerekli gayreti göstermesi ve bildirmesi lazım gelen bilgileri de arz etmesi.?     


            5 nolu Muhimme defterindeki belgenin orijinali


            H. 1119 tarihli bir başka belgede; silahlı süvari zabite verilen ve tımarın bir üstü olan Zeametin Siverek'te varlığı ile alakalı bir mesele şu şekilde geçmektedir.

           Siverek Sancağı'nın İn nahiyesine bağlı Halebi karyesinde 20.000 akçelik Zeamete sahip İsmail orta boylu ela gözlü açık kaşlı (belgede kimlik tarifi bu şekilde yapılmaktadır) tezkiresini kaybetmiş olduğu için Dersaadete müracaat etmiş olduğu anlaşılmaktadır. İsmail'e, Alay beyi?nin bayrağı altında sefere katılması şartıyla 20.000 akçelik Zeameti için kendisine yeniden tezkire verilmiştir.  

            Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan itibaren en iyi işleyen ve en önemli sosyo-ekonomik mekanizması söz konusu toprak sistemi yüzyıllar içerisinde zafiyet göstererek daha sonra Devletin başına büyük dertler açmıştır. Osmanlı toprak  sistemi toplumun sosyal düzeni, ekonomik dengeleri ve askeri yapısı ile doğrudan irtibatlıydı. Bu düzendeki zafiyet yukarıda belirttiğimiz bütün müesseseleri, dolayısıyla Osmanlı toplum ve devlet yapısını temelinden etkilemiştir. Sınırlı bir döneme ait olmakla beraber Fettahlı Ailesi'nin  sahip olduğu beratlardan da bu durumu tespit etmek mümkündür. Halka iyi davranılmadığı için zeamet arazisi bir dönem Fettahlılar?dan alınıp Bazüki aşiretinden Ali beye  verildiği ancak durumun tekrar tahkik edilmesi sonucunda arazinin Fettahlılara geri verildiği  anlaşılmaktadır. Bu tip şikayet ve çekişmelerin çokça meydana geldiği belgelerin genelinde göze çarpmaktadır. Esasen Siverekteki Fettahlı ailesine ait beratlardan Osmanlı Devleti'nin de bozulmanın farkında olduğu ve bu aksaklıkları düzeltmek için her beratın mukaddimesinde mutlaka nasihatlere yer verdiği anlaşılmaktadır.  Şöyle ki;

              H. 1230 tarihli bir beratın mukaddimesinde;

              "Şam, Halep, Diyarbakır, Mardin, Adana, Ayıntab, Malatya ve Tokat bölgelerinde ve diğer bölgelerdeki mahallerin (Mir-i Maktua) tasarrufu bazı devlet ricali ile vilayet ileri gelenlerinin (Ayân) elinde olduğu ve bunların da üzerlerine düşen görevleri yapmadıkları, köylerdeki reayayı perişan ve rencide ettikleri belirtiliyor. Bu uyarılardan sonra nasihat olarak  bu köylerin üzerlerine düşen işleri yapıp vergilerini verdikten sonra rencide edilmemeleri isteniyor.

              Yine bu durumla alakalı bir başka belgede;

              "Şam, Halep, Diyarbakır, Mardin, Adana, Ayıntab, Malatya ve Tokat bölgelerindeki bazı köylerin devlet adamlarının iltizamlarında  olup bu durum bazen senede birkaç kez değişmekte, farklı kişilerin ellerine geçmekte bunun sonucunda burada yaşayan köylüler konulan ağır vergilerden ihtiyaçlarını karşılayamaz hale gelmişlerdir. İhtiyaçlarını karşılayamayan bu köylüler tefecilerden faizle para almak durumunda kalıyor, aldıkları paralar her sene artan faizlerle ödenemez duruma geldiği için köylünün bir türlü borçtan kurtulamadığı bu durumun düzeltilmesi görevinin Şeyh'ül-İslam, Kadıasker, Nakib'ül-Eşraf tarafından güvence altına alınması  belirtilmektedir.

                Keşkül adlı el yazması eserde 1219 tarihlerinde Samsat Beylerinden Reşit Hüseyin Siverek'i işgal ettiği ve  Diyarbekir Valisi Hasan Paşa büyük bir kuvvetle Siverek'i Samsat beyinin elinden aldığı belirtilmektedir. Samsat beyi Reşidin Siverekte 1219 tarihinde öldüğü ve Gülabibey camiinin avlusuna defn edildiği kabir  taşına ismi ve ölüm tarihinin yazıldığını anlatmaktadır.  



XVII. ?XVIII. YY. SEYAHATNAMELERİNDE SİVEREK


            Evliya Çelebi

            XVII. yüzyılda kaleme aldığı "Seyahatname'sinde Evliya Çelebi Siverek'e gelişini şöyle anlatmaktadır.

           " .......... Sonra Culab?dan (Hilvan yakınlarında bir yerleşim yeri) kalkıp kuzey tarafına giderek Siverek Kalesine geldik. Burası Sancak Beyi merkezidir. Beyinin padişah tarafından hassı 213.043 akçedir. 123 tımarı ve 4 kılıç zeameti vardır. Alay beyi ve çeribaşısı vardır. Cebelileri ve beyinin askerleri ile bin ikiyüz silahlı askeri olur. Yüz elli akçelik kazadır. Kethüda Yeri, Yeniçeri Serdarı, Muhtesibi, Diyarbakır Voyvodası Emini, Müfettişi, han ve hamamları, mektepleri, güzel çarşısı ve pazarı vardır. Buradan da hareketle Değirmen boğazı menziline geldik. ...."

              Burdan Diyarbakıra geçen Evliya Çelebi dönüşünü şu şekilde tamamlamıştır.

              "...Buradan yine Siverek'e  oradan Ali Pınarına gitmeyip, Siverek'ten batı tarafına geçerek Karakayık Kasabası menziline geldik. Buradan gemi ile Fıratı geçip Gerger?e  geldik...".

             Jean-Baptiste Tavernier

             Coğrafi haritalar, kumaş ve değerli taşlar satıcısı Fransız Jean Baptiste Tavernier 17. yüzyıl ortalarında Türkiye (Osmanlı), İran ve Hindistanda yıllar boyu çok sayıda yolculuk yapmıştır. Hatıralarında Siverek'in de bulunduğu eseri 1718 yılında La Haye'de Fransızca yayınlanan "J.B. Tavernier'in AltıYolculuğu" adlı eseridir. Seyyaha  göre;

             "Siverek, Fırat'a katılan küçük bir ırmak ile sulanan bir şehirdir. Kuzey ve Batıdan büyük bir ova ile çevrilidir. Fakat belli bir mesafeden itibaren dört meskun yerin ötesine kadar sarp bir kayalık uzanır. Deve, katır ve keçi yolu kayalar içine derin bir kanal şeklinde oyulmuştur. Bu yolda bir at yükü başına yarım lira alınır......?

             Yazarın kitabında bahsettiği ırmak o dönemde şehir içerisinden geçen Esmer Çayı olmalıdır.

             Carsten  Niebuhr

             Danimarka uyruklu Alman Seyyah Carsten Niebuhr Danimarka yetkililerince Arap, Hint, İran halklarının durumlarını yaşama biçimlerini yalnız politik değil bilimsel yönden de  incelemek üzere görevlendirilmiştir. "Arabistan ve Komşusu Ülkelerde Yolculuk" adı altında 1780 yılında Amsterdamda önce Almanca yayınlanan sonra Fransızcaya çevrilen eserinde Siverek?ten şu şekilde bahsetmektedir;

              "Siverek bir vadiye kurulmuştur ve ikibin civarında ev vardır. Bunlardan  150 kadarı Ermenilerle meskundur. Minareleri ile birlikte üç cami ve halka açık üç hamamı vardır. Korunmayı kolaylaştıracak hiçbir yapısı bulunmaz fakat Erbil ve Kerkükteki gibi şehirde tamamen topraktanmış gibi gözüken bir tepe vardır. Tepenin üzerinde bir kalenin temelleri görünür. Bu kasabanın dışında özellikle bağlar ve çok güzel meyve bahçeleri bulunmaktadır..... "


               Diyarbekir Devlet Salnamesinde Siverek

               " Kaza-i mezkur 5711 Km araziden ibaret olup 1 kasaba, 5 nahiye , 408 karye (382 müslim, 2 gayri müslim, 24 muhtelid) ile 34730 nüfusu havidir. Merkez-i kaza Diyarbekirin cenubu garbi cihetinde ve 91 Km mesafede vaki olup şehre bir muntazam şose tariki ile mutevasıldır. Kasaba-i mezkurenin haneleri bağlık ve bahçelik bir tepenin damenine bina olunduklarından uzaktan manzaraları pek latiftir. Mezkur tepesinin üzerinde Berber Kalesi tesmiye olunur harap bir kale mevcuttur. Kasabanın kalesi dahi pek cesim olarak yontma taştan yapılmıştır. Kasaba civarında cerayan eden isimsiz bir ırmakcık ahalinin suya olan ihtiyaçlarını def'e kifayet eder. Kasaba dahilinde bir hükümet konağı, 2 Camii şerif , 3 mescid, bir kilise, 2 medrese, 1 mektebi rüşdi, 3 mektebi idadi, 6 mektebi sıbyan, 4 mekatibi gayri müslim, 4 han, 2 hamam,               1 çarşı, 5 çeşme mevcuttur. Bu kasaba Halep- İskenderun tariki üzerinde bulunduğu cihetle tüccaranca ehemmiyeti pek büyüktür. Siverek dahilinde bir mahali mübarekte Eyüp en- Nebi (A.S.) medfeni alileri vardır. Koçali Baba ismi ile mevsun bulunan ziyaretgah derununda Sahabe-i Kiramdan  şehit olmuş 3 zatın cesetleri sandukalar içerisinde mahfuz olup 1310 seneden beri haliyle durmaktadır. Siverek'in  şark-ı cenubu cihetinde 14 saat mesafede vaki habur nehrinin sağ sahilinde Viranşehir namıyle bir kasaba mevcuttur ki havi olduğu asar-ı atika ve harabeler cihetiyle şayan-ı ehemmiyettir... "



XIX. YY.DA SİVEREK

           Sosyal Hayat

          Osmanlılarda o dönemde genel olarak evlilikler mahkeme izni ile yapılıyordu. Bu konuda Siverek şer?iye sicillerinde mevcut nikah akitleri  (evlilik izni) vardır. Mahkemelere müraccat eden kadın ve erkeğe  şahitler huzurunda mehri müeccel- muaccel (kadına verilecek bedel-mehir) bedeli de belirtilerek izin verildiği belgelerde sabittir. Ancak bununla beraber bütün evlenmelerin mahkeme izni ile gerçekleştiğini söylemek mümkün değildir.

          Aynı dönemde kanuni zemini olmamasına rağmen "Mehir" adı altında  başlık parası uygulamasının devam ettiği görülmektedir. Başlık parası kadının hakkı olan mehir-i muaccel adı altında kız ailesi tarafından alınmaktadır. Bu konuda 443 Numaralı Siverek Şer'iye Sicilindeki davalardan birinde Halid oğlu Ali  adlı şahıs kız kardeşini evlendirdiği Hüseyin oğlu Eyyub'tan 200 kuruş başlık parası alacağı olduğunu belirterek mahkemeye müracaat etmiştir. Dava sonunda başlık parası olarak istenen paranın aslında mehr-i muaccel olduğu ve bu paranın kadının hakkı olduğu dolaysıyla kızın kardeşine verilemeyeceği şeklinde dava karara bağlanmıştır.  


            Kaleden Siverek?in genel görüntüsü (1926)

            Siverek?te bu tarihlerde (1871-1875) boşanma hadiseleri az olmakla beraber mahkemeye intikal eden davaların sayısı göz önünde bulundurulduğunda 273 nikah akdi yapılmış, buna mukabil 27 tane  boşanma olayı vuku bulmuştur. Boşanma sebepleri arasında genellikle geçimsizlik ön plana çıkmaktadır.  Mahkemeye başvuranlar dikkate alındığında başvuruların sadece erkekler tarafından değil kadınlar veya tayin ettikleri vekilleri tarafından da yapıldığı görülmektedir .  

           Gayr-i Müslim Unsurlar

           XIX. Yy.'a ait Siverek'le ilgili belgelerde şehir merkezinde gayri müslimlere ait mahallelerin varlığı görülmektedir.

            Siverek'teki gayri müslim unsurlar arasında Ermeniler çoğunlukta olup, Rum ve Yahudi vatandaşların yaşadığı da tespit edilmiştir.

           Bu dönemde Siverek'te gayr-ı müslimlerin varlığını gösteren bir başka husus da  Cizye vergisidir. Cizye, İslam devletlerince Hıristiyan vatandaşlardan alınan vergilerden birinin adıydı. Cizye, Gayr-ı Müslimlerden alınan  bir vergi olmak itibarıyla İslamiyeti kabul edenler bu vergiden muaf tutulurlardı. Osmanlılar, devletlerini kurdukları andan itibaren fethettikleri yerlerdeki   ahaliden    İslam    olmayanlardan    Cizye    alıyorlar   ve   bu   vergiyi   veren   ve


           1960'lı yıllarda Hürriyet Caddesi

vatandaşlık sıfatını kabul edenlerin mal, ırz ve canlarını korumakla teminat altına alıyorlardı.  Cizye Osmanlı Devleti'nde önemli gelir kalemleri arasında bulunmakla beraber, zaman zaman devletin bu vergiyi halkın  yararını gözeterek toplamadığı da anlaşılmaktadır. 24 Ağustos 1800 tarihinde bölgede veba hastalığı olduğu, bu yüzden Cizye tahsilatının geri bırakılması konusundaki muracaat ve bunu takiben yapılan yazışmalar Cizye Defterinden anlaşılmaktadır. Bu defterde cizye vergisi ödeyen kazalar arasında Diyarbekir Eyaletine bağlı Siverek Sancağının da adı geçmektedir.

            Siverek'in 1848 yılında 16.095 kuruş, 1849  yılında 16.200 kuruş, 1850 yılında 13.260 kuruşluk bir Cizye gelirine sahip olduğu belgelerden anlaşılmaktadır. 

            443 Numaralı Siverek Şer'iye Sicili göz önüne alındığında Siverek'te gayr-ı müslimlerle ciddi bir uyumsuzluğun yaşanmadığı anlaşılmaktadır. Bu dönemde (1851-1853) mahkeme kayıtlarında Müslüman ve gayri müslimler arasında vuku bulan  anlaşmazlıkların oranı diğer davalara göre oldukça düşüktür. 243 davadan sadece  28?i azınlıkların uyuşmazlıkları ile ilgilidir. Bu davalardan azınlıkların Müslümanlar aleyhine açtığı dava sayısı 13, azınlıklar hakkında Müslümanlar tarafından yapılan şikayet sayısı 15'tir. Bu davalar da mahkeme konuları adam öldürme, yaralama v.b. şiddet içeren vakalar olmayıp, şikayetlerin tamamı basit alacak-verecek davaları şeklindedir.
1875 tarihli Diyarbakır Salnamesine göre Müslim ve gayri müslim unsurların nüfus sayıları dikkate alındığında Siverek?in Müslim 3378, gayr-i müslim 1021 erkek nüfusuna sahip olduğu görülmektedir.


Ticaret Hayatı

               Siverek'te ticaret ve ziraat hayatının çok canlı geçtiği Erzurum, Van, Harput, Bitlis, Diyarbekir, Mardin, Urfa, Halep, Şam, Mısır gibi önemli şehirleri birbirine bağlayan bir konuma sahip oluşundan anlamak mümkündür. Siverek'te üretilen  badem, kitre (ottan yapılan zamk), keng, susam, mazı, buğday, nohut, mercimek, darı, mısır darısı,  sumak, pamuk gibi tarımsal ürünler ile koyun, keçi,  deve, sığır, katır  gibi hayvanlar ve yün, kıl, yağ, iç yağı gibi hayvansal ürünler yukarıda saydığımız önemli merkezlere sevk edilmekteydi. Ayrıca öküz, koyun, keçi ve iç yağı gibi mallar özellikle Antep ve Haleb?e, kurt, tilki, sansar, sırtlan ve yabani dağ kedileri postları da özellikle İstanbula kadar ulaşmıştır.  

                 Siverekliler çevreden topladıkları hayvansal ürünleri ve bunlar arasından özellikle sade yağın pazarını ellerinde tutuyorlardı. Örneğin 1871-72 yıllarında Habur suyu civarında yaşayan önemli aşiretlerden Şerabi aşireti geçim kaynaklarının büyük bir bölümünü oluşturan hayvansal gıdaları Siverek ve çevresine sattıkları ve böylece hayatlarını devam ettirdikleri kaynaklarda geçmektedir .

                Bununla beraber, bedesten, han, çarşı, Pazar, debbağhane, bezirhane ve boyahane gibi şehir merkezinin önemli ticari mekanları mevcuttu. Çapanoğlu Hanı da denilen Çapanoğlu Çarşısı ve Debbağlar Çarşısı, kasabanın ticari ve sınai faaliyetlerinin yürütüldüğü önemli çarşılardı. Bunların dışında zirai ürünlerin satışa sunulduğu buğday pazarı da mevcuttu. Şehre gelen tüccarların konakladığı ve ticaret yaptıkları yerler  Eski Bedesten, Hacı Ömer Hanı ve Yeni Handı .

              1873-74 Diyarbakır Salnamesine göre Siverek'te  362 dükkan, 7 han, 8 fırın, 20 kahve, 1 boyahane, 3 bezirhane, 2 mağaza, 25 ahır, 1 değirmen, 1 kilhane, 3 hamam, 3 çamaşırhane, 1 pirinç değirmeni, 7 buğday değirmeni, 3 ambar, 1 debbağhane, 3077 bağ bulunmaktadır.  Bu rakkamlar o günkü tacari hayat ve sosyal yaşamla ilgili önemli ip uçları vermektedir.

              1884 tarihli salnamede Siverek havalisinde çokça deve beslendiği ve bunların ticaret ve taşımacılık işlerinde kullanıldığı bu develerin sütünden ve benzeri ürünlerinden istifade edildiği belirtilmektedir.

             Siverek'te bu dönemde 1 adet boyahanenin bulunduğu ve bu boyahanelerde kumaş sanayinde kumaşların boyanma işlemlerinin yapıldığı yer olduğu ve çoğunlukla padişah hasları içerisinde değerlendirildikleri bilinmektedir. S. Faroqhi Anadoluda boyahaneler ile ilgili verdiği bilgilerde önemli boyahane gelirine sahip olan Malatya şehrinin gelirininin Urfa, Siverek, Ayıntab ve Harputttan sonra geldiğini ifde etmektedir.  Siverek'te bir adet boyahane olmasına rağmen ticari hayatta önemli gelire sahipti.



               Siverek'te  bir  Pazar  yeri (1925)
           

              Siverek'e İlk Ticaret ve Sanayi Odası

              Osmanlı ekonomisinin 19. yüzyılda girdiği gelişme sürecinin göster-gelerinden biri de Ticaret Odalarıydı. İç ve dış ticaretin gelişmesi yolunda hizmet veren ticaret odalarının kurulma girişimi, Abdülaziz döneminin son aylarında gündeme gelmiştir. Fakat Dersaadette (İstanbul) Ticaret Odası ancak 1882'de faaliyete geçebilmiştir.

             Türkiye'de ilk ticaret odası, 1870 yılında kendi ülkesine ihracat yapan bir Fransız firmasının özel ihtiyacına cevap vermek üzere, İnebolu'da kurulmuştur. Ülkemizde resmen örgütlenen ilk oda ise İstanbul Ticaret Odası'dır. İstanbul Ticaret Odası, Ticaret ve Ziraat Bakanlığının girişimiyle 1882 yılında açılmıştır.

             Ticaret ve Sanayi Odalarına ilişkin, ilk yasal düzenlemenin yapıldığı 1910 yılına dek odalar Ticaret ve Ziraat Bakanlığı'nın buyruğu ile "Ticaret, Ziraat ve Sanayi Odaları" adı altında örgütlenmişlerdir. Bu dönemde Trabzon (1884), Muğla (1885), İzmir, Antalya ve Mersin (1886), Balıkesir, Bursa (1889), Adana (1884), Eskişehir (1895), Kayseri, Siverek (1896), Giresun, Antep (1898), Fethiye (1901), Bafra (1903), Isparta (1905), Bartın (1906), Samsun (1907), Manisa, Silifke ve Sivas (1908) Odaları kurulmuştur


            Siverek Hürriyet Caddesi ve Lezgonun Parkı  (1925)



           Osman Paşa Hanı (1994)



KAVALALI MEHMET ALİ  PAŞA İSYANI  SIRASINDA SİVEREK

           Osmanlılar Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'ya Mora isyanlarındaki yardımına karşılık olarak Girit, Suriye ve Trablus- Şam Paşalığı vaad etmişlerdi.  Ancak netice Mehmet Ali Paşanın istediği gibi sonuçlanmamış, sadece Padişah II. Mahmut tarafından  kendisine Girit valiliği verilmişti. Bunun üzerine 1831 yılında ayaklanan Mehmet Ali Paşa,  Akka'yı ele geçirmiş Şam yakınlarında bir Osmanlı ordusunu yenerek şehre girmiştir.  Osmanlı Devleti ile M.Ali Paşa ve Oğlu İbrahim Paşalar arasında  bu şekilde başlayan mücadele daha sonra  bir iç mesele olmaktan çıkmış,  Avrupalı devletlerin müdahalesi ile Kütahya anlaşması yapılmış ve Osmanlı devleti ile valisinin anlaşması sağlanmıştır. Ancak 1834 yılında yeniden çıkan anlaşmazlık üzerine İbrahim Paşa Fırat ötesinde Urfa yakınlarında Mısır kuvvetlerini yerleştirmiştir.  

           Osmanlı ordusunda bulunan 3 Prusyalı subaydan biri olan H.Von Moltke   Nizip Vakası ile alakalı  hatıralarında " .... Malatyadan hassa kıtalarıyla Halit ve Bekir Paşalar Karakayıkta Muratın sağ kıyısında, Diyarbekir ve Siverek'ten Haydar, Mazhar ve Bahri Paşalar Murat'ın sol kıyısında toplanmıştı.."     Ancak 29 Haziran 1839 yılında Nizip civarında yapılan savaşta Osmanlı ordusu mağlup oldu ve Kavalalı M.Ali Paşanın askerleri Urfa ve çevresini 4 yıl boyunca işgal ettiler.

            Hüseyin Çeribaşı Camii (1926)

            Urfa çevresine yerleşen Mısır kuvvetlerinin bir bölümü ordugah olarak Siverek'e yerleştirilmiştir. Bu kuvvetlerin başında bulunan Kumandan Hüseyin Çeribaşı tarafından şehrin tam ortasında bugün halk arasında "Sulu Camii" olarak bilinen Çeribaşı Hüseyin Camii inşaa ettirilmiştir.


TANZİMAT DÖNEMİ

              Tanzimât, XIX. Yüzyılda Osmanlı Devleti'nde gerçekleştirilen ıslahat, yenileşme  karşılığında kullanılan bir terim olup, 3 Kasım 1839'da Tanzimât Fermanı'nın  ilanıyla başlayan dönemi ifade etmektedir. Osmanlı Devleti için yeni ve canlı bir kuvvet oluşturamayan bu devir Avrupa kültür ve uygarlığının Osmanlı ülkesine girmesinin başlangıcı olarak nitelendirilebilir. Tanzimat Dönemi Osmanlı Devletinde siyasi, sosyal, ekomik ve idari alanda pek çok yenilikleri beraberinde getirmiştir.

               Bu yenilikler arasında idari mekanizmada yapılan düzenlemelerden  Siverek de doğal olarak etkilenmiştir. 1864 yılında hazırlanan "Vilayet Nizamnamesi" ile birlikte vilayet, liva ve kaza idare meclislerinin oluşturulmuştur. Meclisler, mülki amir, memurlar, ruhani reisler gibi tabiî üyeler ile yerli halkı temsilen seçilmiş iki Müslüman ve iki gayrimüslim üyeden oluşmaktadır. 1870'te Siverek Meclis-i İdaresinin doğal üyeleri 4 kişi, seçilmiş üyeler ise iki Müslim ve iki gayrimüslim üye olmak üzere toplam 8 kişiden oluşmaktadır. Aynı dönemde Meclis-i Deâvî (dava meclisi)  de, iki Müslim, bir gayrimüslim üye ve bir katipten meydana gelmektedir. Buna göre Eyüp Efendi, Abdurrahman Ağa ve Abraham Efendi Siverek Meclis-i Deâvisi'nin üyeleridir. Bu durum Osmanlı Devletinde ilk defa yerel halk temsilcilerinin de  katılımıyla oluşturulan kurullardı.

             Vilayet Nizamnamesi, 22 Ocak 1871?de "İdare-i Umumiye-i Vilâyât Nizamnamesi" adıyla değiştirildi ve böylece taşra yönetimi, liva, kaza, nahiye ve köy şeklinde idarî birimlere ayrıldı.

             Osmanlı İmparatorluğu'nda nahiyeler, eskiden beri kadı naibi (vekili)'nin yönettiği büyük köylerdi. 1871 yılında yapılan düzenlemeler ile  nahiyelere yerel yönetim statüsü kazandırılmış ve yerel halktan seçilen  bir nahiye  müdürünün (genellikle aşiret reislerinden seçilirdi) yönetimine bırakılmıştır. Burada Osmanlıların amacı bölgedeki aşiretleri kontrol altında tutmaktı.  Bu yeni yapılanma sürecinde bölgedeki merkezi konumuna bağlı olarak bu gün Adıyaman'a bağlı olan Besni, Gerger ve Zor Sancağı'nın Yenişehir Nahiyesi'nin de Siverek'e bağlanmış olduğu görülmektedir.
1877 yılında  belediyeler, belediye reisi ve belediye idare meclisinden oluşmaktaydı. Bunlar dört yıllığına seçilir, üyelerin yarısı iki yıl sonunda kura ile değiştirilirdi. Belediye reisi merkezi hükümet tarafından üyeler arasından seçilerek atanırdı. Seçilen üyeler nüfus büyüklüğüne göre 6-12 kişiden oluşmaktaydı. Meclis reisleri yerel eşraftan seçilirdi. Meclis üyeliğine seçilmek için 25 yaşını geçmiş olmak ve senede en az 50 kuruş vergi veriyor olmak gerekirdi. Osmanlılarda çoğunlukla ticaretle uğraşanlar genellikle gayr-i müslimler olduğundan bazan belediye meclis üyelerinin çoğunluğunu gayr-i müslimler oluşturabiliyordu. Aynı dönemde Siverek?te Belediye Meclisi üyelerine bakıldığında üç gayr-ı müslim üyeye karşılık bir müslüman üye görülmektedir.

                Siverek'te Telgraf Teşkilatı Kuruluyor ...

               Tanzimat döneminin  Osmanlı devletine getirdiği yenliklerinden birisi de haberleşme alanında olmuştur. 1854 yılından itibaren Osmanlı Devletinde telgraf hizmete girmiş, Siverek'te de 1869 yılında telgraf teşkilatı kurularak bir telgraf müdürü (Tevfik Efendi)  ve iki personel  istihdam edilmiştir.

              Bu idari yapılanma beraberinde kurumlarda da yenilikleri getirmiştir. Örneğin 1855 yılında Siverek'te yeni bir hapishane yapılması için projeler yapılmış ve gerekli girişimlerde bulunulmuştur. Yeni hapishanenin yapılması için gönderilen  raporda belirtilen gerekçeler Siverek'in o dönemdeki sosyal yapısını ortaya koyması bakımından önemlidir. Söz konusu raporda ağır ve hafif suçluların ayrı ayrı koğuşlarda hapsedilmesi gerektiği dolayısıyla Siverek?e dört bölümden oluşan bir hapishane yapılmasının uygun olacağı vurgulanmıştır. Bu hapishanenin üç bölümünün mahkumlara ve gözaltına alınanlara kalan bir bölümün ise çalışan gardiyan ve diğer görevlilere ayrılması gerektiği ifade edilmektedir.

               Tanzimat Döneminin getirdiği yenilik ve değişikliklere uyum sürecinde Siverek'in üzerine düşeni hakkıyla yerine getirdiği anlaşılmaktadır. Bu durum çeşitli kaynaklardaki ifadelerden net bir şekilde anlaşılmaktadır. Bu belgelerden birinde "Diyarbakır Vilayeti Umumi Meclisi, Livalardan gelen temsilcilerin katılımıyla 1870 yılı başlarında toplanmıştı. Valinin açılış nutkuyla görüşmeler başladı. Önce geçen yıldan bu yana yapılan işler anlatılmıştı.Buna göre Mardin ve Siverek halkının yol yapımında çok yararlı olduğu, Elazığ halkının ise pek istekli görülmediği ifade ediliyordu"


                Siverek  Kalesi Etekleri,  Siverek Valisi Sabri Bey ve İdareciler (1926)


HAMİDİYE ALAYLARI'NIN KURULMASI VE SİVEREK


               Sultan II. Abdülhamid,

               a)"Merkezi otoriteyi tesis etmek",

               b)"Doğu Anadolu?da devletin etkin olabileceği yeni bir sosyo-politik denge kurmak",

               c)"Aşiretlerden askeri güç olarak faydalanmak",

               d)"Ermenilerin faaliyetlerine engel olmak ve Müslüman halkla Ermeniler arasında güç dengesi tesis etmek",

               e)"Rusların saldırısı ve İngiliz politikalarından Doğu Anadolu?yu korumak",

               f)"Pan-İslamizm politikasını yürütmek" 
gibi  sebeplerle 1890 tarihinde Doğu ve Güneydoğu Anadolu?nun altı ilinde Hamidiye Alayları kurdurmuştu. İlk defa Müşir Zeki Paşa'nın  Aşiretlerden askeri alanda faydalanmak düşüncesi ile ortaya çıkan bu fikir, "Rusya'ya karşı bir harpte disiplinli birlikler halinde toplanmış olan aşiretler bize çok hizmetler yapabilirler; birliklerde öğrenecekleri itaat hissi de onlar için çok iyi olacaktır? sözleriyle II. Abdulhamid tarafından da bizzat benimsenerek uygulamaya konulmuştu.  

              Hükümet alay kurma hakkını verirken bir takım ölçülere dikkat etmekte idi. Alaylar başlangıçta özellikle  itaatkar ve Sünni aşiretlerden seçiliyordu. Fakat zamanla çoğu aşiretlerin alay kurmak için sıraya girmeleri sonucu bu ölçülerin dışına çıkılmıştır. Alaylar, Nizamnamenin 19. maddesinde de belirtildiği üzere Türkmen, Karakalpak, Kürt ve Arap aşiretlerinden müteşekkildi.  Öncelikle alayların kurulması için iki bölge seçilmiş ve işe bu bölgelerden başlanılmıştır. Bunlardan birincisi, Erzurum-Van arasında Rusya'ya sınır olan yerlerdi. Bu bölgede aşiret alaylarının oluşturulmasına ağırlık verilmesinde Rus tehlikesi önemli rol oynamaktadır. İkinci bölge ise, Urfa-Mardin hattıdır ki, burada da İngiltere'nin politik faaliyetlerine karşı konulmak amacı güdülmüştür. Ayrıca her iki bölgede de Ermeni tedhiş hareketlerinin yoğunluk kazandığı ve merkezi otoritenin yok denecek kadar etkisiz olması bu bölgelerde Hamidiye Alaylarının kurulmasını etkileyen unsurlardandır.        
    
               Alaylarla ilgili ilk  nizamname 1891 tarihinde çıkartılmıştır. Buna göre evvela kurulacak alaylar, 4 bölükten az, 6 bölükten fazla olmayacaktır. Her alay, en az 512, en fazla 1152 kişiden meydana gelecektir. Büyük aşiretlere bir veya birden fazla alay, küçük aşiretlere ise birkaç bölük kurma hakkı verilmekteydi. Ancak aşiretlerin kendi başlarına kesinlikle alay kurmaları ve eğitim maksadıyla aşiretlerin birleştirilmesi yasaklanmakta, merkezi otoritenin veya ordu kumandanlarının emri ile sadece savaş zamanlarında birleştirilmeleri
öngörülmekteydi.

              Aşiret ve kabilelerde 17-40 yaş arasındaki bütün erkeklerin nüfus sayımı yapılıp bir deftere yazılarak Dahiliye Nezaretine, Hamidiye Umum Komutanlığına ve Merkezi Ordu-i Hümayun?a bildirilecekti. Hamidiye Süvari Alaylarını teşkil edecek erkekler üç kısma ayrılıyordu. 17-20 yaş arası "ibtidaiye", 20-32 yaş arası ?Nizamiye?, 32-40 yaş arası "Redif" sınıflarına dahil olacaklardı. Her alaydan iki çavuş ordu-i hümayun merkezine gönderilerek mektep alayında eğitime tabi tutulacak ve sonra İstanbul'da veya başka bir yerde iki yıl hizmet yaptırılarak, terfiyen alaylara gönderilecektir. Ayrıca her alaydan bir çocuk İstanbul'a gönderilecek ve orada "Süvari Mektebi'nde tahsil gördükten sonra mülazımlık (teğmen) rütbesi ile memleketine ve alayına iade edilecekti.

               Milli Aşireti Hamidiye Alayları (Hasan İdikurt arşivi)

               Burada özellikle müstakbel aşiret reislerinin ve ileri gelenlerinin devletin okullarında okutularak aşiretlerin yaşayış tarzlarının kültürel, sosyal, politik ve ekonomik yönden değiştirilmesi ve onların faydalı unsurlar haline getirilmesi düşünülmüştür.  

              İlk kuruluşta  36 olan olan Hamidiye Hafif Süvari Alaylarının sayısının  1895 tarihli Salname-i Askeri'ye göre aynı tarihte 56'ya ve 1908'de 65'e yükseldiğini görmekteyiz. Bu alayların 11 tanesi Diyarbakır bölgesinde bulunuyordu. Bunlardan beş tanesi Milli aşireti reisi İbrahim Paşa ve oğullarının komutasında idi. Her alay 1200 süvariden oluşuyordu. Başlarında bir Kaymakam  (yarbay) bulunuyordu. Bu kişi o aşiretin ağası idi. Her alayda yine ağanın akrabalarından iki binbaşı ve aşiretin ileri gelenlerinden sekiz teğmen vardı. Alayın bütün atları aşiretin öz malıydı. Bu atlara o alayın damgası vurulurdu. Hamidiye Alayları elbise, hayvan ve eğer takımlarını kendileri tedarik ederlerdi. Tüfek, cephane ve sancak ise devlet tarafından verilirdi.  Alayın paşa ve diğer subaylarına hazineden dolgun maaşlar verilirdi.   
               Diyarbakır bölgesindeki toplam 11 Hamidiye Hafif Süvari Alayının 2'si Siverek'te bulunmakta idi. Bunlar:

                44. Alay; Siverek'in Karakeçi bucağında Karakeçi aşiretinden Kaymakam Halil Bey idaresinde,

                 Kumandan Kaymakam: Hurşit Bey
                 Binbaşı: Mehmet Ağa
                 Katip: Hacı Mehmet Efendi  idaresinde 4 bölükten oluşmaktaydı.

                 46. Alay; Siverek?in Bucak Aşiretinden ve Binbaşı Yusuf Ağa idaresinde bulunmaktaydı.
                Kumandan : İsa Bey
                Kolağası: İbrahim Ağa
                Alay Katibi: Abdulhalim Efendi   idaresinde 5 bölükten oluşmaktaydı

                Ermeni olaylarının giderek artması, büyük devletlerin Osmanlı Devletine, Doğu Anadolu'da  derhal ıslahat yapılması isteğiyle muhtıra vermesi üzerine  1897 tarihinde Hamidiye Alayları, Müşir Şakir ve Müşir Zeki Paşa'ların hazırladıkları raporlar istikametinde yeniden düzenlendi. Buna göre bütün alaylar (bu dönemdeki sayısı 57) yedi livaya ayrılarak, komuta kademesi belirli bir düzene sokuldu. Müşir Zeki ve Şakir Paşalar bu yedi livanın merkezlerini, hangi alaylardan meydana geldiklerini ve aşiretlerin isimleri ile birlikte kaçar alay olduklarını gösterir bir pusulayı da raporlarına eklemişlerdi. Bu raporda Siverek aşiretlerinin kurduğu Hamidiye Alaylarının ismine rastlanmamakla beraber Siverek'e bağlı Karakeçililerden iki alayın teşkil edildiği görülmüştür. Buna göre;

                  Merkezi Mardin olan Altıncı Liva?ya bağlı olarak, 45. ve 46. Alaylar Karakeçi Aşiretinden oluşmaktadır.  45. alayın binbaşısının Siverek'teki Bucak aşireti reislerinden  Osman Ağa olduğu belirtilmektedir.  
   
                 Bu alaylar başlangıçta oldukça faydalı hizmetlerde bulundular. Bölgede huzur ve güvenin sağlanmasında, zabıta kuvvetlerine büyük çapta yardımcı oldular. Fakat sonradan doğudaki diğer aşiretleri, şehir ve kasabaları kervanları soymaya başladılar.Yollar kestiler, halkın malına ve canına kıydılar. İl yıllıkları, il tarihleri, hatıratlar ve bazı eserlerin 1897-1908 yılları arasında alayların sebep oldukları olaylardan aşiret kavgalarından, eşraf-ayan tabakası ile aşiretler arasındaki sürtüşmelerden bahsetmeleri yukarıda ileri sürülen görüşü kuvvetlen-dirmektedir.  

                Aşiret Alay subaylarının şehirlerdeki idare meclislerine aza olmalarını sağlayan bir maddenin nizamnameye konulması şehir eşrafı ile Hamidiye Alayları dolayısıyla aşiretleri karşı karşıya getirmiş ve şehir eşrafında memnuniyetsizlik oluşmuştur. Böylece şehir ayanının idare meclislerindeki etkileri azalmıştır.  Bununla beraber Siverek'te kurulan Alayların bu olaylarla münasebetlerini gösterir herhangi bir belgeye rastlanmamıştır.

                Hamidiye Alaylarının bölgedeki Ermeni yapılanmasını engellediği aşağıdaki belgeden de anlaşılmaktadır. Şöyle ki; 1877-1878 Osmanlı-Rus  Savaşı sonunda yapılan Berlin antlaşmasının 61. maddesinde Avrupalılar, bölgedeki ermenilerin güvenliğini Kürtler ve Çerkezlere karşı korunmasını taahüdünü almışlardı. Bu bölgede bir Ermeni hakimiyeti planlayan Avrupalıların bu girişimleri Hamidiye Alaylarının kurulması ile sonuçsuz kaldı.

                Milli Aşireti ve İbrahim Paşa Olayı

    Siverek'e komşu sancaklardan Viranşehir'de yaşayan Milli Aşireti Diyarbakır bölgesinde kurulan 11 Hamidiye alayından 5'ini oluşturmaktaydı. Bu açıdan bölgede önemli bir üstünlükleri söz konusu idi. Ancak Milli reislerinin Diyarbakır eşrafından bazı kişilerle aralarında geçmişe dayanan anlaşmazlıkları söz konusu idi. Buna sebep Milli aşireti reislerinden Temür Paşa'nın (İbrahim Paşa'nın dedesi) devlete isyanının o tarihlerde Diyarbakır voyvodası bulunan Diyarbakırlı İbrahim Hafid Paşa tarafından ş