OSMANLILAR DÖNEMİ

OSMANLILAR DÖNEMİ

 

            Osmanlı Devletinin, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesine olan ilgisi esasen Fatih Sultan Mehmet döneminde Akkoyunlu Devleti ile olan ilişkilerle başlar. Ancak Yavuz Sultan Selim döneminde İran Safevi Devletinin Şii yayılmacı politikası Osmanlı devletinin bu bölge ile daha kararlı ve kalıcı ilgilenmesi sonucunu doğurmuştur. 1507-1514 yılları arasında Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun büyük bir kısmı İran Safevi Devleti'nin kontrolünde idi. 1514 yılında meydana gelen Çaldıran savaşı ile birlikte bu durum Osmanlı lehine değişmeye başladı.


            Yavuz Sultan Selim, 6 Eylül 1514'te Tebriz'i de fethettikten sonra kışlamak üzere Amasya'ya döndüğünde beraberinde bulunan İdris-i Bitlisi'yi Doğu Anadolu'ya göndererek kendisine Urmiye Gölü'nden Malatya ve Diyarbekir'e kadar uzanan bölgenin emirlerini, Safevi'lere karşı ayaklandırarak Osmanlı Devleti'ne katılmalarını sağlama görevi verilmiştir.

 

            Safevilerin elinde bulunan Diyarbekir, bu devletin Osmanlı sınırlarındaki en önemli şehirlerinden biri idi. Osmanlı Devleti için bu şehrin alınması doğu sınırları açısından ve özellikle de İran Safevi Devletine  karşı stratejik öneme sahipti. İdris-i Bitlisi de Yavuz Sultan Selim'e İran Seferi dönüşünde takdim ettiği bir raporda Diyarbekir, Mardin ve çevresinin fethinin gerekli olduğunu telkin etmiştir. Bu havalide yaşayan halkın ve mahalli beylerin çoğu Sünni olmaları münasebetiyle Şii Safevi devletinden memnun değillerdi. Nitekim İdris-i Bitlisi'nin de çalışmaları ile Diyarbekir'de ayaklanan halk, şehirdeki Safevi kuvvetlerinden bir kısmını öldürmüş, geri kalanlarını da sur dışına çıkartmış ve Osmanlı Padişahına bağlılıklarını bildirerek kendisinden yardım istemişlerdir.[1] Safevi Devleti bu olay üzerine komutanlarından Karahan'ı Diyarbakırı kuşatmak ve geri almak üzere görevlendirmiştir.

 

             Şehir halkının ısrarlı talepleri ve İdris-i Bitlisi'nin tavsiyesi üzerine, bu sırada Bayburt'ta bulunan Bıyıklı Mehmet Paşa ve Rum Beylerbeyi Şadi Paşa, Yavuz Sultan Selim tarafından şehrin fethine memur edilmişlerdir. Osmanlı kuvvetlerinin yola çıkması üzerine, İdris-i Bitlisi de Doğu Anadolu'da bulunan birçok Kürt emirlerini Osmanlı Devleti'nin yardımına koşmak üzere harekete geçirmiştir[2]. Eylül 1515'de Bıyıklı Mehmet Paşa ve Rum Beylerbeyi Şadi Paşa komutasındaki  Osmanlı ordusu Diyarbekir yakınlarına gelince, Safevi komutanı Karahan kuşatmayı kaldırmak zorunda kalmış ve Mardin yönünden geri çekilmiştir. Osmanlı kuvvetleri  eylül ayı ortalarında şehre girmiş ve şehir ahalisi tarafından sevinçle karşılanmıştır.

 

               Siverek Osmanlı İdaresine Geçiyor

 

              Diyarbekir'in fethine rağmen bu bölgede Osmanlı Devleti ile Safeviler arasında, bölgenin kesin hakimiyetini ele geçirmeyi hedefleyen mücadele iki yıl daha devam etmiştir. Nihayet 1517 Mayıs ayı ortalarında, Bıyıklı Mehmet Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, Mardin Koçhisar yakınlarında Dede Kargın sahasında, Safevi kuvvetlerini kesin bir yenilgiye uğratmış ve Karahan da bu savaşta ölmüştür.[3] Böylece Diyarbekir'in yanı sıra Siverek'in de içerisinde olduğu Hısn-ı Keyfa, Ergani, Ruha (Urfa), Mardin, Siirt, gibi Güneydoğu Anadolu'nun önemli şehir ve kaleleri de kısa sürede, Osmanlı Devleti'nin eline geçmiştir.

 

              Diyarbekir'in fatihi olan Bıyıklı Mehmet Paşa, buranın Beylerbeyliğine atanmış ve 1521 yılına kadar bu görevde kalmıştır. Bıyıklı Mehmet Paşa ile şehrin fethinde büyük rol oynayan İdris-i Bitlisi?ye ise Padişah tarafından birçok hediye gönderilmiştir.[4]

 

               Bölgenin fethi ile birlikte idari teşkilatlanmaya başlanmış, Siverek  "Klasik Sancak" statüsü içerisinde Diyarbekir Eyaleti'ne bağlanmıştır. Osmanlı Devletinde idari teşkilatın esasını ve temel birimini sancaklar teşkil etmekteydi. Devletin vergi gelirini belirlemek ve asker temin etmek maksadıyla yaptırılan tahrirlerde (arazi ve nufüs kaydı) idari birim olarak "Sancak" esas alınmaktaydı. Osmanlı Devleti dahilindeki bütün yerleşim birimlerinde bulunan yetişkin erkek nüfusu, ellerindeki toprak miktarlarını ve tabi tutuldukları vergi mükellefiyetlerinin kaydedilmiş olduğu tahrir defterleri, arazilerin tımar, mülk veya vakıf gibi hukuki vasıflarını, ziraat ve hayvancılığın miktar ve çeşidini, devletin aldığı vergi miktarları, hizmetleri karşılığı bu vergilerden muaf olan sınıfları içeren bu defterler devlet çarkının işleyişini gösteren ayrıntılı kayıtlardır.[5] Bunun neticesinde meydana gelen defterlere de "Tahrir Defterleri" denilmektedir. Siverek'te ilk tahrir 1518 yılında yapılmıştır.

 

            Osmanlılar bölgenin tahrir işlemlerinin yapılabilmesi için  yine İdris-i Bitlisi'nin yardımına müracaat etmiştir. Yavuz Sultan Selim,  İdris-i Bitlisi'ye bölgenin meselelerinin çözümü için yetki vermiş, tuğralı ferman göndererek padişah adına tasarrufta bulunmasını sağlamıştır. Bölgenin idari statüsünün tespiti işlerinin ve ilk temessüklerin (arazi tahsisleri) hazırlanmasının İdris-i Bitlisi tarafından yürütüldüğü bilinmektedir .[6]

 

              1518 yılında  Bıyıklı Mehmed  Paşa'nın  idaresinde oluşturulan Diyarbakır Beylerbeyliği içerisinde Siverek Sancağı'nı da görmekteyiz. Aynı yıl yapılan tahrirde,  her  sancağın  kanunnamesinin  tahririn  başına  yazılması  kuralı  gereği "Siverek Sancağı Kanunnamesi" de tahrir defterleriyle beraber günümüze ulaşan belgeler arasındadır.

Orijinalinden yeni harflere çevrilen bu haritada görüldüğü gibi köy isimlerinin                                         bir kısmı bugün hala kullanılmaktadır.

 

              Siverek Sancağı'nın Kanunnamesinin de dahil olduğu Diyarbakır Eyaleti'ne ait kanunnamelerin kaynağını  iki önemli hukuki düzenleme teşkil etmektedir.


             Birincisi, Osmanlı kanunnameleri, yani genel Osmanlı kanunlarıdır. Resmi çift, ispenç ve benzeri müesseseler Osmanlı kanunlarına göre tanzim edilmişlerdir.