TARİH 2

               SÜMERLER

            Mezopotamyanın en güçlü medeniyetlerinden olan ve yazının icadıyla tarihte önemli bir yere sahip olan Sümerler, Anadoluda bilinen ilk yerleşmelerini Siverek'te yapmışlardır.

            Siverek çevre köylerinde yapılan kazı çalışmaları Sümerler?in Fırat Nehri kenarlarına yakın bölgelerde siteler oluşturduklarını ortaya koymaktadır.

            Sümer Kralı Logazekis M.Ö. 2850 yılında bölgeyi almıştır. Aynı dönemlerde Samiler ve Elamların da bu bölgede çeşitli siteleri mevcuttur. Belgelerde adı geçen bu şehir devletlerinden Halzidima: Siverek ve çevresinden ibarettir. Merkezi Kinaba yani Siverek kasabasıdır.[1]

 

 SUBARTULAR (HURRİLER)

 

           M.Ö. 3000'li yıllarda, bugün Yukarı Mezopotamya[2] olarak bilinen Fırat-Dicle nehirleri arasında kalan bölgeye Subartu (ırmaklar arası) denmektedir. Savaşçı oymaklara ise Subaru denmekteydi.


            Bu bölgenin ilk medeni ahalisi Subarulardan sayılan Hurri'lerdir. Hurri, Babil dilinde "mağara" anlamına gelmektedir. Hurri şehrinin bu günkü Urfa'nın yerinde olduğu kabul edilmektedir. Bölgenin güçlü kavmi olan  Hurriler Zagros dağlarından Güneydoğu Anadolu ve Suriye arasındaki bölgeye hakim olmuşlardır.[3].


         Mezopotamya bölgesi Babil'in birinci hanedanının büyük Amorit Krallarının egemenliğinde birleşmiş durumda iken, dedesinin yerine Hitit Kralı olan Murşil, doğuda Fırat ve ötesindeki zengin topraklara yürüdü. M.Ö. 1595 yılında Babil düştü ve Amorit hanedanlığı sona erdi. Kral Murşil döneminde Suriye ve Mezopotamya'nın tümü alındı. Bu dönemde Mezopotamya bölgesinde Hurrilerin de dahil olduğu çok sayıda küçük krallıklar bulunmakta idi[4]. Ancak bölgenin hakimi Hitit Kralı Murşil'in, Hantili tarafından öldürülmesi Hititler için felaketin başlangıcı olmuştur. Hititlerin güneyde ele geçirdikleri topraklar Hurriler tarafından geri alındı.


          Anadoluda birbirinden bağımsız kent toplulukları Hattuşaş krallarının etkisiyle birleşince, Hititler imparatorluk olmuşlardır. Hurriler Hititlerin idaresinde güçlendiler. Ancak bu defa kuzey Mezopotamyada Mitanni adında başa çıkılması güç bir ulus ortaya çıktı.[5] Uzun müddet Hurri adı altında yaşayan boylar M.Ö. 2. binin ortalarında biri Hurri diğeri Mitanni adı altında iki konfederasyona ayrıldılar. Küçük bir birlik olan Mitanni krallığı yavaş yavaş Hurriler aleyhine genişledi ve sonunda onların yerine egemen oldular.[6] Mitannilerin Siverek ve çevresinde etkin oldukları bilinmektedir. Siverek?in o dönemde ortaya çıkan bu devlette önemli bir askeri üs olduğu tarihi belgelerden anlaşılmaktadır.[7]

 

MİTANNİLER

           

            M.Ö. XVI. Yüzyıl sonlarında Hurri Krallığını ortadan kaldıran Mitanilerin ülkesi bir yandan Kuzey Suriye üzerinden Kenan iline, öte yandan Fıratın Toros silsilesindeki dar geçitlerine varan dağlık sahaya ve oradan da Malatya bölgesine kadar yayılmıştır. Harran, Urfa, Halep, Antakya, Kadeş gibi şehirler Mitanni egemenliği altına girmişlerdir. Diyarbakır bölgesinin kuzeybatı, batı ve güneybatı bölümü de Mitanni ülkesinin sınırları içerisinde kalıyordu.[8] Mitanniler, Waşşugani[9] şehrini merkez edinmişlerdi. Waşşugani sehri soyluların ve komutanların oturduğu bir şehirdi. Waşşugani şehrinin yerini tarihçiler ve arkeologlar şehrin kalıntıları bulunamadığından[10] tam olarak tesbit edememişlerdir. Bazı tarihçiler tarafından Resulayn, yani bu günkü Ceylanpınar olduğu iddia edilse de, Ceylanpınar ve çevresinde yapılan kazılarda ve çalışmalarda Mitanniler ile ilgili hiçbir kanıt bulunamamıştır. Bu günkü Harran,Urfa veya  Siverek yakınlarında olabileceğine dair iddialar bulunmaktadır.

 

          Siverek'in Mitanniler döneminde önemli bir kent veya kent devleti olduğu ortaya çıkan belgelerden anlaşılmaktadır. Hitit Kralı II.Amenophis  (M.Ö. 1450-1425) Mitanni'de güçlü bir direnişle karşılaşınca, Kuzey Mezopotamya ve Suriyeden elini çekmek zorunda kaldı. Mısırlılar ile Mitanniler anlaşarak birleşik devlet kurdular ve Şuppilulima Hitit kralı oluncaya kadar Hititlere zorluk çıkardılar. Şuppilulima başa geçtikten sonra Fıratı geçti ve Mitannilerin başkentine saldırdı (M.Ö.1365). Ancak bu dönemde ele geçiremedi. M.Ö.1340 yılında tekrar bölgeye gelen Şuppilulima  Mitanni ülkesini kendisine bağlamıştır. Şuppiluliuma öldükten sonra yerine büyük oğlu  Arnuwanda (Arnuvandas) geçti. Ancak Kral Arnuwanda 2 yıl yaşamıştır.[11] Kral Arnuvanda döneminde Mitannilerle İsmerika (Siverek) antlaşması yapılmıştır. (Bu antlaşmadan Hititler bölümünde ayrıntılı olarak bahsedilecektir.)


          Mittani ülkesinin önemi Asur ve Hitit devletleri arasında tampon bir devlet olmasıydı. Mitanni Kralı II. Suttarna öldükten sonra Mitanni ülkesi tahtın varisleri tarafından paylaşıldı.[12]


          Uzun bir süre Asurlarla mücadele eden Mittanilerin Asurlara bölgede yenilgisinden sonra Asur Kralı I. Salmanasar M.Ö. 1260'da Bütün Diyarbakır bölgesi ile beraber Siverek'i de hakimiyeti altına aldı. I. Salmanasar'ın oğlu I.Tukulti-Ninurta Mittani devletine son verdi ve Asur Devletine İmparatorluk yolunu açtı. Mittani ülkesi Hititler ile Asurlar arasında paylaşıldı.

                    

 

HİTİTLER

 

            Anadolu?nun Tunç Çağının ilk toplulukları araştırıldığında arkeologlar çok sayıda kültür bölgesi saptamışlardır. Bu tespit o dönemde Anadoluda çok sayıda göçebe hayat tarzına sahip toplulukların varlığı ile izah edilebilir. Anadolu'nun değişik bölgeleri arasında çok belirgin kültür farklılıkları vardır. Bu farklılıkların özünde Anadolunun o dönemlerde çok sayıda kapalı siyasal bölgelerden oluşması yatmaktadır.


          Tarihi devirler yazının icadıyla başlar.  Bir kavim için tarihi devirlerin başlaması, belgelerde o kavimlerden ilk söz edildiği andır. Yazının kullanılmaya başlanması her toplumda farklı  bir tarihte olmuştur. Yazıyı ilk kullanan Sümerler ve Mısırlılar bu tarihi olaya öncülük etmişlerdir. Dönem içerisinde medeniyetin beşiği sayılan Mezopotamya bölgesi coğrafi mekan bakımından Anadoluya yakın olmasına rağmen yazının hiçbir türü M.Ö. 2000'den önce Anadolu'nun hiçbir yerinde görülmez. Türkiye'de şimdiye kadar bulunmuş en eski yazıtlar M.Ö. XX. ? XVIII yüzyıllar arasında Kapadokya'da Kaniş adındaki bir kentte Asurlu tüccarların tuttukları kayıtlardır. Bunlar Asur çivi yazısı ile kil tabletler üzerine yazılmışlardır. Ancak M.Ö. 1700 yıllarında Hitit Krallığı kurulunca siyasal, askeri olaylardan söz eden yazıtlar yapılmıştır. Bu tarihlerden önceki tüm bilgilerin arkeolojik araştırmalara dayanması gerekir.[13]


             M.Ö. 1650'lerden başlayan 500 yıllık bu süre içerisinde Anadolu?nun bilinen tarihi çoğunlukla Hitit tarihidir. Fakat bu dönemlerden kalma belgeler üzerinde araştırma yapan arkeologlar ve tarihçiler yer adları ve Krallıklar üzerinde hala kesin ortak bir görüş ortaya koyamamışlardır.

            Bu gün bilinen Hitit tarihi 2 döneme ayrılır.

            1-M.Ö. 1700- 1500 Eski Krallık Dönemi,

           2-M.Ö. 1400-1200 İmparatorluk dönemi


          Hitit Devletinin ismi Mezopotamya kaynaklarında "Hatti", Mısır kaynaklarında ise "Kheta" olarak zikredilmektedir.[14] Asur çivi yazılarında Anadolu'dan bahsederken de Hatti ismi kullanılmaktadır. Orta Anadolu antik Kapadokya bölgesine ilk gelen Hitit boylarının, kurmuş oldukları şehirler ve çevresindeki topraklarıyla, egemenlikleri oranında ülkeye doğuda Fırat nehrine, batıda Sakarya ve Porsuk nehri yöresine, kuzeyde Kızılırmak sınırlarına, güneyde ise Akdeniz'e kadar Toros ve Antitoros eteklerine dek yerleşmelerini geniş-lettiklerini yazılı belgeler ve maddesel kalıntılar ortaya koymaktadır. Hitit Devleti, başka bir deyimle Hitit İmparatorluğu gücünün ve erkinin doruğunda (M.Ö. 1385-1250), politik denetim alanını Suriye'de Kadeş şehri yöresine kadar genişletmiş olduğu, Hitit ve Mısır kökenli yazılı belgelerde saptanmıştır


             Hitit Konfederasyonuna dahil olan devletler Anadolu ve Suriye Bloku olmak üzere iki grupta toplanmaktadır. Anadolu grubuna Mitanni ve Hurri Krallıkları da dahildir.[15] Siverek bu dönemde Mitanni hakimiyetinde önemli bir kent olup, Hititler ile Mitanniler arasında yapılan mücadele ve antlaşmalara sahne olmuştur.


            Hititler ile ilgili bildiklerimizin çoğu Bogazköy'de ortaya çıkarılan Hitit Devleti arşivlerinden gelmektedir. Bu belgelerin çoğu özellikle komşu devletler ile yapılan anlaşmalardan oluşmaktadır. Yapılan anlaşmalardan biri de İsmerika (Siwerek) anlaşmasıdır. İsmerika  o dönemin önemli kentlerinden birisidir.

 

İSMERİKA (SİVEREK) ANLAŞMASI

 

               Hitit İmparatoru I. Şuppilulliuma'nın  ölümünden sonra  yerine büyük oğlu Arnuwandas geçer ve İsmerika (Siverek) ile bir anlaşma yapar. Bu dönemde İsmerika açıkça kısmi devlet Mitanni Krallığının başkenti idi. Mitanni Krallığının topraklarını Kurtiwaza (Kili-Teschup) geri almıştır. Fakat Kurtiwaza, Hititlerle yapılan anlaşma sırasında hayatta değildi. Onun, henüz ergenlik çağına gelmemiş bir varisi (oğlu) vardı. Bu tek varisin yerine 15 erkeğe, yönetim için and içirilmişti. Ancak biri Zazlippa'dan ve biri Irrite'dendi. Bu erkekler Kizzuwadna'nın[16] çeşitli bölgelerinde hüküm sürmekteydi. Bu bölgeler tamamen Hitit Kralının elinde idi. Onlar da muhtemelen Waşşugana'nın belirli bölgelerine tayin edildiler. Burada adı geçen yerlerin, bugün nerelere karşılık kullanıldıklarını saptamak mümkün değildir.

              Hititler ile Mittaniler arasında yapılan  anlaşmanın Türkçe metni aşağıdaki gibidir.

İsmerika Anlaşması

"Takip eden konuşmada Arnu, büyük Kral, Hatti ülkesinin kralı dedi ki, bunu Tanrı'nın yemini altında yaptım. Sen kral, kraliçe ve prensin karşısındaydın ve sevgiyi muhafaza ettin Hatti'da ... ve gör yüzlerce şahidi.......

 

 

İsmerika (Siwerek) antlaşmasının yapıldığı dönemde bölge haritası (Cornelyus'dan)

 

            Güneş Tanrısı Arinna, Hava Tanrıları Zababa, Halab,Hapat, Gökyüzü ve Yeryüzü Tanrıları kral ve kraliçeler (bunlar şahitler) çevre ülkelerden herhangi biri bu baba, anne, ağabey veya kızkardeş mülteci olarak gelebilir.


           Mültecilerden önce Hatti ülkesinden nefret etmeyin ...


           Ordu Zaltaija'yı her durumda askerlerimizin üzerine çevirir. Onlar korurlar, fakat onlardan başka korumayın. Sadece kendinizi korumanız iyidir. Eğer sizden önce onu korursa, kötü konuşan kim olursa olsun, kimse onu saklamayacak ve onu teşhir edecek...


            Eğer ülkenin ortasında bir şehir, İsmerika halkı, sivil halk yıkıma uğrarsa siz majestelerinin liderliğinde koyun ve keçileri alın. Eğer şehrin ortasında bir ev varsa ve bu ev içindeki erkeklerle beraber olur.


           Sizin ağır silahlı askerlerinizle ilgili olarak geçmiş zamanlarda her seferinde İsmerika'dan yüz elli kişi geldi. Şimdi ben bir kısıtlama getiriyorum. Sizin için ve bu altmış silahlı askeri belirtmek için. Ama sadece özgür olanların yürümesi için.


           Bir köle veya paralı asker silahlı kuvvetlere gönderilmeyecek ve bu yemin altında olacak ama ülke yeniden büyürse daha fazla silahlı asker gönderilecek


          Şimdi gör İsmerikalı insanlar bu yeminle birleşirler böylece ileride kral, kraliçe prens, prenses ve Hatti ülkesini korurlar.


          İleride sizin çocuklarınız da kralın çocuklarıyla torunlarınız da kralın torunlarıyla bu yeminle bağlanılır.

         Ve siz İsmerika halkı bu yemini ettiniz.

        Bu yemine sizin eşleriniz ve çocuklarınız da dahildir.

        Kim bu yemini bozarsa hazırlanılıp onun evi yerle bir edilir.

        Evi tarlası, bağları dahil olmak üzere yakılır."

 

        Yukarıdaki anlaşma metininde özetle şu olaylardan bahsedilmektedir.

 

            "(Yönetime getirilen) Erkekler, Hitit ülkesinin Kralını, Kraliçesini ve onların çocuklarını korumak üzere yemin ettiler. İsmerika'nın  askeri gücünün takviyesi ülkede cereyan eden aksilikler nedeniyle, şimdiki gücün beşte ikisi ile sınırlandırıldı.Yani 150 seçkin erkek yerine, 60 erkekle sınırlandırıldı. Ancak bunların köle ya da  paralı asker olması gerekir. Çünkü Arnuwandas bunlardan bayrağa saygı beklemiyordu. Mülteciler İsmerika halkını korkutmamalı. Aksine onun ordusunun düzenine uymalıdır.

 

            Eğer bir kent, bir ev yada tek bir adam (erkek) sadakatsizleşir ya da suç işler ise suçlu erkek öldürülmeli, şehir imha edilmeli, tebaa ve köleler Hitit Kralına gönderilmeli, fakat davar İsmerika halkı tarafından alıkonulabilir."

 

           Bunlar (yani yukarıda belirtilenler), (Hititler-Mittaniler arasında olan) sözleşmenin bize ulaşabildiği kadarıyla en önemli hükümleridir[17].

 

           Hititler ele geçirdikleri bölgeleri iyi yönetememişler, kendilerine bağlı krallıkların ihtiyaçlarına cevap veremediklerinden yıkılmışlardır. Hititler yıkıldıktan yarım yüzyıl sonra Marmaradan doğuda Asur topraklarına kadar iç Anadolu'nun tümünü kapsayan Frig Krallığı kuruldu Frigler Asur kaynaklarında "Muşki'ler olarak geçmektedir. Bunlar Kuzey Suriye ile Mezopotamya sınırlarında dağlık ülkede yaşıyorlardı ve Asurlular ile çok uzun bir süre mücadele etmiş, bazan da onlarla ortaklık kurmuşlardır.[18] 

 

           Siverek'te Bulunan Hitit Dönemine Ait Steller

 

          Hititler ile ilgili olarak Siverek bölgesinde çeşitli tarihi eserler bulunmuştur. Bunlardan  Siverek'in Taşlı köyünde bulunan iki adet stel önemlidir. 10 Temmuz 1942  yılında  Şanlıurfa Vali Muavini Ekrem Yalçınkaya tarafından İstanbul Arkeoloji Müzesine gönderilen trahitten yapılmış stellerin üzerinde çeşitli figürler bulunmaktadır.


           Stellerin birincisinde boğa üzerinde duran, sağ elinde çifte balta sol elinde bir yıldırım demeti taşıyan bir tanrı tasvir edilmiştir. Arkeolog Nihal Olgunsu stel üzerindeki tanrı heykelini Suriye Tel Ahmarda bulunan Hititlere ait steller ile karşılaştırmış ve aradaki benzerlikleri ortaya koymuştur. Bulunan stelin tarihinin M.Ö. 10. yy ile 8. yy arasındaki Hitit Prenslikleri dönemine ait olabileceği belirtilmektedir.


           İkinci stel de  Siverek'in Taşlı köyünde bulunmuştur.  Stel  mahalli sarımtırak kalker taşından yapılmıştır. Ortasında konik bir cisim ve ona sarılı kurdela veya ip, arkasında ise küreğe benzer iki adet cisim çarpraz durmaktadır. Konik cismin sağ ve solunda bulunan hilal şeklinde iskemlelerde  oturan insan heykelleri bulunmaktadır. Bu heykellerden biri konik cisme  sarılı düz ipi, diğeri ise üzerinde çizgiler bulunan diğer ucu kendilerine doğru çekmektedirler. Bu stelde bir merasim, büyük ihtimalle de tanrılara ibadet tasvir edilmiştir.                                  

          Siverek?te bulunan Hitit tanrısı steli

          O  dönemde   taşlara   elbise   giy-       

          Dirme   hatta   kundaklama   adeti   vardı.

          Stel M.Ö. 9., 8. veya 7. yüzyılara tarihlenmektedir.[19]


              Siverek ve çevresinde yeterince kazı yapılmadığından Hitit, Asur ve diğer dönemlere ait bilgilerimiz henüz istenilen düzeyde değildir. İleriki zamanlarda yapılacak arkeolojik çalışmaların "tarihin harmanlandığı" bu yerde şimdilik karanlık kalan bölümlerini de ortaya çıkaracağı kanaatindeyiz. 

 

 

Siverek'in Taşlı köyünde bulunan Hitit dönemine ait  stel

                   

URARTULAR

 

             Urartu Kralı I.Argitis batıda Supa (Elazığ), Malatya'daki Khata Beyliği ve Urfa-Diyarbakır arasındaki Kummuh krallıklarını Urartu'ya bağladı[20]. Bundan önce Kummuh krallığı sınırları içerisinde bulunan Siverek bu dönemden itibaren Urartuların hakimiyetine geçmiştir. Ancak Urartular döneminde Siverek ile ilgili henüz her hangi bir belgeye rastlanmamıştır.

 

ASURLAR

 

           Anadoluda M.Ö. 19. ? 18. yy arasındaki zamana "Asur Ticaret Kolonileri Çağı" denilmektedir.  "Kültepe Çağı" da denilen bu çağ, Orta Bronz Devrinin ilk safhasına rastlamaktadır. Kültepe'de (Kaniş) bulunan tabletlerde Anadoluya ait yüzlerce şehir adı geçmektedir.


           Asurlular koloniler halinde yaşamaktaydılar ve Anadolu krallarının egemenliklerinde idiler. Bu küçük devletler zaman zaman birbirleriyle savaşıyor, bazen de ittifaklar yapıyorlardı. Mezopotamya, Orta Anadolu ve Kuzey Suriye ile ilk canlı dış ticareti kurmuşlardı. Asurlular uzun bir süre Mısır ve Hitit Krallıklarına bağlı kaldılar. Asurluların Orta Anadoluda faaliyet gösterdikleri sırada doğu ve güneydoğu Anadolu?da Hurriler?in hüküm sürdükleri bilinmektedir.[21] 


              M.Ö. 1305'te Asur Kralı Adad Nirari başa geçmiştir. Adad Nirari'den sonra tahta geçen 1. Salmanasar dönemi (M.Ö. 1290) sürekli savaşlarla geçen bir dönemdir. Karacadağ bölgesinde yaşayan Aramilere savaş açan 1.Salmanasar   Siverek ve Urfa bölgelerini ele geçirerek Fırata kadar ilerledi. Fakat arkadan çıkan iç karışıklıklardan  dolayı çabuk geri çekilmek zorunda kaldı.


               M.Ö. 1060 yılında Asurlularda çöküş  devri başlayınca, bölgenin büyük güçlerinden Hitit Devleti ile ittifak yaptılar. Böylece Kilikya, Malatya, Karacadağ, Zara Dağı bölgeleri ve Habur Havzası gibi bütün Arami emaretleri Asur boyunduruğundan kurtuldular.[22] Bu dönemde bölge coğrafyası şu şekilde idi:


             "Meyyafarikin (Silvan)'in kuzey taraflarında İspilibriya denilen sağlam bir kale bulunmakta idi. Lice kazasında Hataro adlı bir şehir vardı. O zamanda pek meşhur bir şehir olan  Damdamuza (Ergani) Urarhinas Şatosu Maden ovası arazisinde idi. Supnat suyu ile Fırat arasında Telalu namında bir kasaba olduğu anlaşılıyor ve bunun da Gölcük havalisinde olduğuna ihtimal veriliyor.


           O dönemde Diyarbakır'ın batısına Purro-kuzzi ve Siverek taraflarına Halzi-Luka[23] deniliyordu. Belgelerde, Şupriya denilen üzümü ve şarabı bol, hayvan bakımından zengin olan kasaba,  bugünkü Çermik olarak gösterilmektedir.


            Halzi-Luka'nın merkezi olan ve bir kalesi bulunan Kinabu Şehri de bu günkü Siverektir. Şimdiki Urfa ahalisine Tul-Adinil (Tul-Abni) denirdi. Harran bu tarafların en büyük, en mukaddes şehri Sin tapınağının merkezi idi. Bu sırada Urfa (Ruha) şehri daha meydanda yoktu ve ehemniyetsiz bir yerdi."


            Kinabu (Siverek) Asurlular zamanında yapılmış olan askeri kuruluşlar şeklindeki kolonilerden biri idi. Asuriye hükümeti Toşhana, Damdamuza (Ergani) ve Kinabu (Siverek) kasabalarında daima birer askeri kuvvet bulundurarak, ilerisi için buraları kendisine birer isnat noktası yapmak istemişti. Ancak bu noktalar zaman zaman Asur egemenliklerini tanımayarak kendi başlarına hareket etmişlerdir.

 

            Asurluların egemenliğinde bulunan, Siverek ve çevresinde geniş bir sahada  hüküm süren Komuklar ayaklanmak için fırsat kolluyorlardı. Komuklar  ayaklandılar. Bu ayaklanmayı Kinabu (Siverek) kalesi komutanı Hulay[24] idare etmiş ve elinin altındaki kuvvetlerle Damdamuza'yı kuşatmıştı. Asur kralı Asur-Nazirpal'a bu bilgiler, Ninova'da  çöl kabile reislerinden birinin getirdiği altın ve gümüş hediyeleri almakla meşgul olduğu bir zamanda yetişmiş ve İmparatorun sevinci üzüntüye dönüşmüştür.


           Hulay Asur ordusu gelmeden önce kaleyi kolayca alacağını ümit etmişti. Fakat aradan günler geçtiği halde kale düşmüyordu. Bir taraftan da Asur ordusunun hareketi ve yaklaştığı haberleri duyulmuş, kuşatıcılar telaş ve endişeye kapılıyorlardı. Hatta bu telaşlar müttefikler arasındaki ahenk ve beraberliği bozmuş, Hulay yeterli olmayan bir kuvvetle kaldığından kuşatmadan vazgeçerek Kinabu'ya doğru çekilmeye mecbur olmuştur.[25] Asur ordusu Ninovadan süratle hareket etmiş ve Asur Nazirpal Diclenin batısına geçmezden önce Toşhan'a gelmiş ve İzalla?nın (Nusaybin) vergisini almıştır.


              Asur ordusu Kinabu civarında Müttefik kuvvetler tarafından karşılandı. yapılan büyük savaş Komuklar alayhinde neticelendi. Parçalanan Müttefiklerin bir kısmı Kinabu kalesine sığındı. Nirbular güneye doğru çekildiler. Asurlular önce şiddetli bir hücumla Kinabu kalesini düşürdüler. Kalenin 3500 savunucusundan 600 kadarını öldürdüler ve geri kalanları esir ettiler. Esirler İmparatorun emriyle diri diri yakıldılar. Narira[26]  ahalisi 350 silahla Kinabu'nun imdadına koştu, ancak Asurlular bunları da öldürdüler. Sadece 50'si kurtuldu. Ötekileri diri dir yaktılar. Şehirleri düşman eline düşmüştü, güneye doğru çekildiler. Nirbular Ohira (Karacadağ) eteğinde kendi beyliklerinin merkezi olan Tella (Viranşehir)?ya sığınmışlardı. Ancak Asurlular burayı da ele geçirdiler. Asur Nazirpal'ın kendi söyleyişiyle bunların 3000'ni mahvederek şehre girmiş ve esir düşen Nirbular?ın ileri gelenlerini yakmaya mahkum etmiştir. Kalanların elleri, burunları, kulakları kesilmiş ve bir çoğunun gözleri oyulmuş, derileri yüzülmüştür[27].

 

            Nemrut Piramidinin yakınlarında bir tapınağın kalıntılarında ortaya çıkarılan bir yazıda Kinabu'da geçen ve yukarıda özeti verilen kralın kendi anlatımıyla şu şekildedir.

 

" ........

           -Bu adamlar bana atam Assyria'nın kralı "Shalmaneser" şehrinin idarecisi Holai ve Assyria  topraklarını getirdi. Benim dominyanlarımdan biri olan Damdamusa ayaklanmıştı. Askerlerimi yollayıp ayaklanmayı bastırttım.


          --Asur Güneş tanrısı ve inandığım "Yav" ın şerefine savaş arabalarımı ve ordumu "Zugnat" ırmağının başında topladım. Zugnat" ırmağının başında atalarım Assyria' nın kralları Tiglath-Adar "Tiglath "Pileser ve benim görkemli heykelim bulunmaktadır.Onları ben yaptırdım ve oraya diktirttim.


           --O günlerde "İzala?"topraklarındaki vergileri yeniden düzenledim "Hulai" nin güçlü eyaletlerinden biri olan  Kinabu  "Kaşyari" topraklarından öküz, koyun ve keçi vergisi alarak büyük bir gelir elde ettim.


           --Beklenmedik korkunç saldırımla bu eyaleti kuşattım ve aldım. Onların 3.000  esir düşmüş savaşçılarını ordumla yok ettim. Tutsakların tümünü yaktım. Onlardan hiç birini canlı bırakmadım. Onların şehirlerinin idarecilerini  (Hulai) kendi ellerimle yakaladım ve tutsak ettim.

          Ceset yığınları üzerine binalar diktim. ......

          Şereflerini lekeledim "Hulai'nin derisini soydurup Damdamusa'nın her bir köşesine astırttım.

         --"Mariru" nun topraklarına saldırıp şehrini yaktım yıktım silahlariyle birlikte 50 savaşçısını kendi silahlarımla yakaladım. Onlardan kalan 200 tutsağı yaktım.

          --"Nirbi" topraklarının askerlerini çölde esir aldım. Onların koyunlarını, keçilerini, öküzlerini ve her şeylerini aldım-Nirbu Ukhira dağının ayaklarıdır.


          --Kahramanca "Tila'nın güçlü şehri "Kinabu'dan geçerek"Tila' ya yaklaştım. Tila birbirine bakan üç kaleden oluşan içindeki askerlerin ve bir çok  ordunun güvendiği, fethedilmesinin zor olduğuna inandığı güçlü bir şehirdir.


           Onlar benim boyunduruğum altına girmeyi kabul etmediler. Ben de onların şehirlerini kuşattım. Savaşçılarını ordumla yok ettim. Onlardan öküz, koyun,ve bir çok hazineyi ganimet olarak aldım. Değerli olan her şeylerini yaktım yıktım. Bazılarının ellerini ve ayaklarını, bir kısmının burnunu ve kulaklarını kestim. Gözlerini oydum. Genç kızlarına ve erkeklerine tecavüz ettim.

          --Daha sonra onların Lulu -kinaba  dedikleri Nizir topraklarına girdim. Musazna?ya bağlı güçlü şehirlerinden biri olan Bunarsiyi kuşattım...

......"                 

 

              Zaman zaman Asurluların elinden alınan Karacadağ (Masiyus, Kashiari) bölgesi ve Kuzey el-Cezire'deki Arami şehirleri Kral Salmanasar tarafından M.Ö. 835 yılında tekrar alınmıştır.

 

             Siverek'te Asurlular Dönemine Ait Tarihi Buluntular

 

             Siverek'te Asurlulardan kalma çeşitli tarihi eserler ve kalıntılar bulunmuştur. Bunlardan biri Siverek?in 19 Km batısında Siverek - Hilvan karayolunun 1 km güneyindeki Aslanlı köyünde Asurlulara ait olduğu tespit edilen ve bir inşaat kazısı sırasında bulunan bir boğa veya lamassu heykeli olabilecek anıtsal boyda bir heykeltraşlık eserinin parçalarıdır. 205 cm. Uzunluğunda 45 cm kalınlığında ve mevcut yüksekliği 90 cm olan eserin koruyucu bir hayvan veya karışık bir varlık olduğu tahmin edilmektedir. Beş ayaklı olan heykel Asur sanatının bir yansıması olarak kabul edilmiştir.

 

              Siverek'te Karakeç'ye bağlı Haçgöz köyünde 1998 yılında yapılan araştırmalarda tespit edilen taslak halinde bir aslan heykeli bulunmuştur. 310 cm uzunluğunda 226 cm yüksekliğinde ve 54 cm kalınlığındaki aslan heykelinin bulunduğu yerin bir taş çıkarma yeri olmadığı aynı zamanda açık hava heykel atölyesi olduğu anlaşılmaktadır.Haçgöz atölyesinde taşın blok haline getirilmeden taş yerindeyken gerekli işlemlerin yapıldığı sonra yerinden kesilip alındığı anlaşılmaktadır. Bu eserlerde geç Asur sanatının etkisi görülmektedir.[28]

 

 

Siverek Haçgöz köyünde bulunan aslan heykeli

                      

ARAMİLER

 

            Aramiler M.Ö. 1345 yıllarında Karacadağ bölgesine hakim olup Asurlularla sürekli mücadele ediyorlardı. Uzun yıllar süren bu mücadelelerden sonra  Asur Kralı I. Adad Nirari, Habur suyundan Babil hududuna kadar uzanan bölgedeki Arami hakimiyetinde bulunan bölgeyi işgal etti. Resulayn (Ceylanpınar) ve çevresini de aldı. M.Ö. 1290 yılında Adad Nirarinin yerine geçen Kral I. Salmanasar Karacadağ bölgesinde yaşayan Aramiler üzerine yeniden akınlar yapmaya başladı.[29] Karacadağ bölgesine yapılan akınlar sırasında Siverek ve çevreside Asurluların yağmasına uğramıştır. M.Ö. 1060 yılında Hitit devletlerinin ittifak yapmaları sonucu, Asur orduları Karkamış civarında Hititler karşısında yenilgiye uğradılar. Böylece daha önceleri Asurlulara boyun eğmiş olan Kilikya, Malatya, Karacadağ, Zara Dağı bölgeleri, Habur havzası ve bütün Arami bölgesi Asur egemenliğinden kurtuldular.[30]

 

               Bir müddet sonra yeniden Aramilerin etkin olduğu Siverek, daha sonra Asur hükümdarı Asur Nazarbal (Nazirbal, Nasarpal) tarafından tekrar alındı. Böylece Siverek bölgesindeki Arami hakimiyeti son bulmuştur.

 

MEDLER

 

           Uzun yıllar Anadoluya hakim olan Kimmerler, buradan çekildikten sonra bölgede Med hakimiyeti başlamıştır. M.Ö. 608 yılında İskitler, Kımrı Türkleri ve Medler bir anlaşma  yaptılar. Asurluların Kalde Valisi  Nebu Palasar da bu ittifaka girdi. Anlaşan bu kuvvetler Asurluları yenerek Mezopotamyayı aldılar. Bu savaşta Nineva (Musul) yağmalandı. Kuzey el-Ceziredeki Nusaybin, Urfa ve Resulayn?dan başka sağlam bir kasaba kalmamıştır.[31] Bu durum Siverek?in çeşitli zamanlarda meydana gelen istilalar neticesinde harabeye döndüğü tezini doğrulamaktadır.


           Asur toprakları paylaşılınca Anadolu Med'lerin payına düştü. Savaş sonucunda Kızılırmak Nehrine kadar bütün Doğu Anadolu'ya Medler hakim olmuşlardır. Med Kralı Keyaksar?ın yerine geçen Kral Astiag'ı, Pers Prensi  Kyrus yenince Anadoludaki Med egemenliği Perslere geçmiştir.


           Medlerin hakim olduğu dönemde Siverek'le ilgili henüz elimizde bilgi bulunmamaktadır.

 

 

Siverek Kalesinin ayakta kalan surlarından bir görünüm (1996)

 

PERSLER

( M.Ö.550-331)

 

            Pers Kralı II. Kuraş, Med İmparatorluğu ile olan mücadelesinden galip ayrılarak Med ülkesini topraklarına katmıştı. Anadoludaki hakimiyet sahasını genişletmeye devam eden Persler, Lidya Kralı Krezüs'ü yenerek Lidya Krallığını ortadan kaldırdılar.[32]  M.Ö. 539 yılında Babili zapt ederek bütün Mezopotamya'ya egemen oldular. Sınırları oldukça genişleyen Pers İmparatorluğunda II. Kambis?in ölümüyle yerine İmparator olan  Darius I (Dareios), ülkede çıkan karışıklıkları düzeltmiş ve tekrar Dicle-Fırat havzalarını kontrolü altına almıştır. [33] Bu dönemde Pers İmparatorluğunun sınırları, Hindistandan Karadeniz'e, Mısır'dan Ege ve Akdeniz kıyılarına kadar uzanan çok geniş bir coğrafyayı kapsıyordu. Anadolu tamamen bu imparatorluğun parçası olmuştu ve iki yüzyıl kadar böyle sürmüştür. Uzun süre Yunanlarla mücadele eden Persler Avrupaya kadar yayılmışlardır Böylece Siverek ve çevresinde  İran egemenliği başlamış oldu.


            Pers Kralı III. Darius'un Makedonya Kralı İskender tarafından Mağlup edilmesiyle Pers İmparatorluğu tarihe gömüldü (M.Ö. 330)

 

 MAKEDONYALILAR

(M.Ö. 356-323)

 

            Babası Kral Filip?in M.Ö. 336 yılında öldürülmesi ile onun yerine tahta geçen İskender, 20 yaşında Makedonya Kralı ilan edildi. Kral Filip öldürülmeden önce Asyayı feth etmek için büyük bir ordu hazırlamıştı. Bu  güçlü ve disiplinli ordunun başına geçen İskender Anadolu?yu fethe başladı. Bu Savaşlarında büyük zaferler elde eden İskender M.Ö.  331 yılında Suriye üzerinden Mezopotamya?ya geçti. Pers Hükümdarı III. Darius ile yaptığı savaşta, kendi ordusundan daha büyük ve üstün olan Pers ordusunu yenerek Mezopotamyaya egemen oldu.[34]  M.Ö.331 yılında Mezopotamyadaki fetihlerini sürdüren İskender, Urfa, Siverek ve Diyarbakır çevresindeki yerleşim birimlerinin tümünü Makedonya İmparator-luğuna kattı. Büyük İskenderin genç yaşta ölmesi ile  ülkesi, ailesi ve komutanları arasında çıkan iktidar kavgaları neticesinde beş bölgeye ayrılarak paylaşıldı. Siverek bölgesi Diyarbakır ve Urfa ile birlikte General Selevkos'un (Selefküs) idaresinde kaldı.

 

 

SELEVKOSLAR (SELEVKİLER)

(M.Ö. 323-64)

           

             Büyük İskender öldüğünde kurduğu imparatorluğunun sınırları Tuna boylarından Hindistandaki İndus Nehrine, Aral Denizinden Afrika?nın Büyük Sahrasına kadar uzanıyordu. Fakat İskender'in ölümünden sonra çıkan taht kavgaları neticesinde Makedonya İmparatorluğu parçalandı. Urfa - Diyarbakır dahil olmak üzere Mezopotamya Bölgesi, İran, Suriye, ve bütün doğu illeri General Selevkos (Selefkos, Seleukos) idaresine verildi. Selevkos kendi komşu illeri alan generallerle savaşarak  buraları da aldı ve Krallığını ilan etti. Başkent olarak da Babil'i seçti. Amacı Mısırı ele geçirmek olan Selevkos başkenti Antakya'ya taşıdı. Ancak M.Ö. 280 yılında Selevkos'un kurduğu İmparatorluk dağıldı  ve Romalıların idaresine girdi.[35] Daha sonrada Diyarbakır ve çevresindeki iller M.Ö. 140 tarihinde Part Hükümdarı I. Mitridat tarafından alınarak Part ülkesine katıldı. Partların Kuzeydoğudan gelen Saka saldırıları sebebiyle zayıflamasıyla M.Ö. 87 yılında pek çok doğu illeri ile beraber Urfa, Diyarbakır illeri de Tigran Hakimiyetine girdi. (M.Ö. 85). Selevkoslardan sonra Part ve Tigran hakimiyetlerine giren Siverek ve çevresi Roma Generali Lukulus,                 Tigran hakimiyetine son vermesi neticesinde bütün bölge Roma idaresine bağlanmıştır.[36]

 

ROMALILAR

           

             Roma İmparatoru Markus Crasus bölgedeki önemli rakibi olan Partları ortadan kaldırmak amacıyla  M.Ö. 55 yılında Suriye'ye gelerek Urfadaki Abgar Krallığı bölgesine girdi. Crasus 50.000 kişilik kuvvetle Harran'a geldi. Ancak Part Kralı I.Orod'un ordusunun suvari kuvvetleri komutanı Suren tarafından kuşatılarak bozguna uğratıldı. Böylece Suriye Abgar Krallığı ve Diyarbakır bölgesi de dahil olmak üzere 15 yıl Part işgali altında kaldı. Daha sonra  M.Ö. 9 Haziran 38'de Antakya?nın doğusunda yapılan savaşta Romalılar Part'ları yenerek  Part ordusu komutanı Parkor'u  öldürünce Diyarbakır dahil olmak üzere bölge tekrar Romalılara kaldı.[37]Bundan sonra Siverek, Diyarbakır, Urfa bölgeleri Romalılarla Part'lar arasında çok defa el değiştirmiştir. 


            Mezopotamya genelinde M.S.116 yılında Romalılara karşı bu bölgedeki yerleşik halklar tarafından büyük ayaklanmalar çıkartılmış ve neticede pek çok Romalı asker öldürülerek garnizonları ele geçirilmiştir. Romalılar kısa bir süre sonra tekrar duruma hakim olmuşlar ve özellikle de Urfa bölgesinde büyük katliamlar yaparak, VII. Abgar'ı tahttan indirdiler. Böylece Urfa bölgesi tekrar Romalıların eline geçmiştir. [38]  


            M.S.253 yılında Mezopotamya bölgesine giren Sasaniler önemli kale ve şehirleri almışlardır. Bölgeyi tekrar Sasanilerden almak amacıyla harekete geçen Romalılar Sasaniler tarafından yenilgiye uğratılmışlardır. Bu savaşların sonucunda Roma İmparatoru Valerianus, 259 yılında Urfa taraflarında yapılan savaşta yenilmiş ve sürgün edildiği Babil'de ölmüştür.[39]


            M.S. 349 yılında bölgenin önemli şehirlerinden olan Diyarbakır'a Mezopotamya bölgesinden gelebilecek saldırılara karşı ön karakol olarak kullanılmak üzere Siverek'te  bugün Şehrin tam ortasında bulunan kale yaptırıldı. Aslında bu kale daha önce Asurlular zamanında yaptırılmış ve Medlerin saldırıları üzerine yangın geçirerek harabe haline gelmişti. Harabeye dönen bu kalede yaşayanlar bu durum üzerine burayı terk ederek Suriyeye göç etmişlerdi. Romalılar bu kale kalıntısı malzemesinden faydalanarak kaleyi yeniden inşa etmişler ve ön karakol olarak kullanmışlardır.[40] 

 

 

Siverek'te Romalılardan kalma bir eser

(M.Karakurt arşivi)

 

                M.S.359 yılında Roma İmparatoru II.Constantinus, Sasanilerin saldırı-larına karşı Kuzey Mezopotamya bölgesinde Osroene vilayetini oluşturarak merkezini Edessa  (Urfa) olarak belirlemiştir.[41] Osroene vilayeti, bu günkü Fırat- Dicle arasında kalan Diyarbakır, Mardin, Urfa, gibi şehirler ile o dönemki ismi  Sovorak olan Siverek?i de içine alan geniş bir coğrafyaya sahipti.

 

Osroene Krallığı  Haritası, Siverek Sovorak olarak geçmektedir

 

 SASANİLER

 

            İran?ın güneyinde Persler yabancı sayılan Partların hakimiyetini çekememekte ve onlara karşı derin bir düşmanlık beslemekteydiler. Çünkü Partlarda Yunan kültürü hakimdi. M.S.226 yılında Ardeşir tarafından isyan çıkarıldı ve Part Kralı V. Artaban öldürüldü. Part devleti ortadan kaldırılarak yerine Sasanlı Devleti (Sasaniler)  kuruldu.[42]


            M.S. 259 yılından itibaren Siverek ve çevresine sahip olan Sasani Kralı Ardeşir'in ölümünden sonra yerine I. Şapur hükümdar olarak bölgede Romalılarla mücadeleye başladı. Şapurdan sonra gelen Sasani Hükümdarları Romalılara karşı direnemeyince  Mezopotamya ve Armanya Sasanilerin elinden çıktı.

 

Siverek kalesi, M.S. 359 yılında Romalılar tarfından yeniden inşasından 10 yıl sonra Sasani hükümdarı II.Şapur tarafından Diyarbakır kalesi ile birlikte kuşatılmış ve muhafızları öldürülerek kale yerle bir edilmiştir. Bu dönemlerde Siverek'in küçük bir yerleşim birimi olduğu kaynaklarda belirtilmektedir. Sık sık çevredeki Arap aşiretlerinin saldırısına uğruyor malları yağma edilerek halkı öldürülüyor idi [43].

 

BİZANSLILAR

 

            M.S. 395 yılında Roma İmparatorluğunun Doğu ve Batı olarak ikiye ayrılması ile birlikte Sovorak (Siverek )'ın da içinde bulunduğu Osroene vilayeti Doğu Romanın yani Bizans?ın hakimyetine girmiştir.

 

 

Bizanslılar Döneminde Siverek?i (as-Suwaida, Severek) gösteren harita (Bizans Devletinin Doğu Sınırı, Ernest Honigman?dan)

  

Bizans Devletinin Sınırlarını Gösteren Harita (Ernest Honigman?dan)

 

            M.S. 637 yılına kadar Bizans hakimiyetinde kalan Siverek bu tarihte Arapların Mezopotamya bölgesini feth etmeye başlamalarıyla birlikte el değiştirmiştir.


             M.S. 688 yılında Bizanslılar Arapların elinde bulunan Siverek'e saldırdılar ancak alamadılar.


            M.S. 1030 yılında Urfa ile birlikte Siverek de Bizanslıların sınırlarına dahil oldu ve Suriye Valiliğine bağlandı. Bizanslıların bu dönemlerde Arapların saldırılarına karşı Siverek kalesinin surlarını tamir ederek güçlendirdikleri bilinmektedir.

 

 ARAPLAR

 

               Siverek, Hz. Ömer'in Halifeliği sırasında Bizans hakimiyetinde bulunuyordu. İslam orduları, devletin fetih politikaları çerçevesinde Bizans İmparatoru Heraklius'u yenerek Suriyeyi alarak Mezopotamya'nın fethine başladılar. 637 yılında İyaz bin Ğanem komutasındaki islam orduları fetihlerle Urfa, Diyarbakır, Palu gibi önemli merkezleri almışlardır. Amid'i alan müslümanlar daha sonra Süveyda (Siverek) ile birlikte Silvan'ı da ele geçirmişlerdir. 


              Bölge feth edildikten sonra İyaz bin Ğanem Vali olarak tayin edildi. Onun ölümünden sonra  Said bin Hazim Vali olarak atanmıştır. Daha sonra Amir bin Sadullah-i Ansari Vali olarak görev yapmışlardır. Hz. Osman zamanında el-Cezire, Diyar-ı Mudar (Urfa bölgesi), Diyar-ı Riba ve Diyar-ı Bekr ismiyle 3 bölgeye ayrılmıştı. Hz. Ali'nin 24 ocak 661 tarihinde şehit edilmesiyle bu bölgelerin yönetimi Emevilere geçti.[44] Daha sonraki yıllarda Siverek'in Bizanslılar tarafından kuşatıldığı ancak alınamadığı bilinmektedir.


              657 Yılında yapılan Sıffin savaşından sonra Şam'a çekilen Hz.Muaviye, Hz. Hasan'ın Halifelikten vazgeçmesi üzerine halife oldu ve el-Cezire bölgesi sayılan Urfa, Diyarbakır, Meyyafarikin, Mardin, Siirt şehirleriyle birlikte Siverek de  Emevilere geçti. Bu dönemde bölge merkezden tayin edilen Valiler tarafından yönetildi.


             Daha sonra Emevileri  İranlıların ve Türklerin